Son dönemde dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama ben Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) haftalık bültenlerini her hafta büyük bir dikkatle okuyorum. Neredeyse her bültende bir ya da birkaç halka açık şirketin patronuna veya yöneticisine idari para cezası kesildiğini görüyorum.
İlk bakışta bu haberler sıradan gibi gelebilir. Oysa satır aralarını okuduğunuzda çok daha vahim bir tablo ortaya çıkıyor.
Çünkü ceza alan patronların önemli bir bölümü sadece bir hata yapmamış. Adeta SPK’yı, yani devletin sermaye piyasasını düzenleyen otoritesini yok saymış.
Kimisi SPK’dan gerekli onayı almadan hisse satıyor.
Kimisi şirketin finansal borçlarını yatırımcılardan gizliyor.
Kimisi devam eden davaları kamuya açıklamıyor.
Kimisi finansal tablolarında gerçeğe aykırı bilgiler veriyor.
Hatta muhasebe kayıtlarını bile SPK’nın öngördüğü standartlara uygun tutmayan şirketler var.
Düşünebiliyor musunuz?
Halka açık bir şirket yönetiyorsunuz. Milyonlarca yatırımcı size güvenerek parasını şirketinize emanet etmiş. Ama siz en temel sermaye piyasası kurallarını bile dikkate almıyorsunuz.
Peki insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu cesaret nereden geliyor?
Asıl üzerinde durulması gereken nokta da bu.
Çünkü bugün kesilen cezalar aslında yıllardır oluşan yanlış bir anlayışın sonucudur.
Uzun yıllar boyunca sermaye piyasalarında “Nasıl olsa bir şey olmaz.” düşüncesi hâkim oldu.
Kurallar vardı ama uygulanmadığı düşünüldü.
Denetim vardı ama etkisi hissedilmedi.
İşte bu yüzden bazı patronlar kendilerini kanunların üzerinde görmeye başladı.
Bu noktada aklıma yıllar önce yaşanan bir olay geliyor.
Dönemin SPK Başkanı, basının da bulunduğu bir toplantıda çok çarpıcı bir açıklama yapmıştı.
“Bazı fonların manipülasyon yaptığını biliyoruz.”
Bu cümle sıradan bir cümle değildir.
Eğer gerçekten manipülasyon yapıldığını biliyorsanız, bunun gereğini yapmak zorundasınız.
Çünkü SPK’nın görevi piyasayı izlemek değil; yatırımcıyı korumak, manipülasyonu önlemek ve kanunu uygulamaktır.
Bilmek başka, gereğini yapmak başkadır.
Eğer manipülasyonu bildiğiniz halde yıllarca müdahale etmiyorsanız, piyasaya verdiğiniz mesaj şudur:
“Kuralları ihlal edebilirsiniz.”
İşte en büyük sorun tam da burada başladı.
Devletin otoritesi zayıfladığı anda piyasanın disiplini de ortadan kalkıyor.
Patron da sınır tanımıyor.
Fon yöneticisi de.
Spekülatör de.
Bugün ise tablo değişmeye başladı.
SPK haftalık bültenlerinde artık çok daha fazla yaptırım görüyoruz.
Hisse satış kurallarını ihlal eden patron da ceza alıyor.
Kamuyu aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyen de.
Muhasebe düzenine uymayan da.
Üstelik görünen o ki bu cezalar verilirken “şunun adamı”, “bunun yakını” ayrımı yapılmıyor.
Sermaye piyasasının ihtiyacı olan şey de tam olarak budur.
Çünkü yatırımcı için en büyük güven unsuru yüksek endeks değildir.
Yüksek hisse fiyatı da değildir.
En büyük güven, kuralların herkese eşit uygulanmasıdır.
Bir patron, ne kadar büyük olursa olsun kanunun üzerinde olmadığını hissetmelidir.
Bir fon yöneticisi yaptığı işlemin hesabını vereceğini bilmelidir.
Yatırımcı ise hakkını koruyacak bir otoritenin varlığına inanmalıdır.
İşte o zaman yabancı yatırımcı gelir.
İşte o zaman yerli yatırımcı borsadan kaçmaz.
İşte o zaman sermaye piyasası gerçek anlamda büyür.
Borsa güven üzerine kuruludur.
Güven ise ancak adaletle sağlanır.
Adaletin olmadığı yerde sermaye büyümez; sadece korku büyür.