Türkiye’nin Kur Çıkmazı
Türkiye döviz kuru konusunda büyük bir girdaba girdi.
Yukarı tükürsen bıyık.
Aşağı tükürsen sakal.
Kuru bıraksan ekonomi sarsılır.
Tutmaya devam etsen ekonomi yavaş yavaş bozulur.
Asıl sorun da burada.
Uzun süredir döviz kuru tutuluyor. Görünürde sadece tek bir fiyat baskılanıyor gibi duruyor. Ama öyle değil.
Döviz kuru ekonominin ana damarlarından biridir. Onu bozarsanız, her şey bozulur.
Ucuz Döviz, Pahalı Türkiye
Kur tutuldukça Türkiye döviz bazında pahalılaştı.
Yatırım pahalı hale geldi.
İşletme maliyetleri arttı.
Yabancı yatırımcı için Türkiye cazibesini kaybetti.
İhracatçı içeride pahalı üretip dışarıya ucuza satmak zorunda kaldı.
Turizm bile bundan darbe aldı.
Çünkü Türkiye pahalılaştı. Vatandaş için yurt dışı tatili, bazı durumlarda Türkiye’de tatilden daha cazip hale geldi.
Bu tablo tesadüf değil.
Pahalı TL, ucuz döviz politikası sonunda bunu doğurdu.
Veriler Bile Şaştı
Kurun baskılanması sadece piyasayı bozmadı.
Verileri de bozdu.
GSYH hesapları kağıt üzerinde şişti. Türkiye dolar bazında olduğundan daha zengin görünmeye başladı.
Fizibilite hesapları şaştı.
Yatırım projeleri bozuldu.
Kamu da özel sektör de doğru hesap yapmakta zorlandı.
Çünkü temel fiyat yanlışsa, onun üzerine kurulan her hesap da sorunlu hale gelir.
Şimdi Ne Yapacağız?
Asıl soru bu.
Kuru tutmanın bedelini gördük.
Ama kuru bırakmanın riski de çok büyük.
Çünkü içeride yıllardır biriken ciddi bir basınç var.
Bir anda serbest bırakırsanız, kur patlayabilir.
Ekonomi ağır darbe alabilir.
Toplum bir gecede fakirleşebilir.
Bu yüzden mesele basit değil.
“Dolar uçacak, kaçacak” demek kolay.
Ama çözüm üretmek zor.
Piyasada genelde iki görüş var.
Biri devalüasyon diyor.
Diğeri yavaş geçiş diyor.
Bence ikisi de sorunlu.
Devalüasyon Felaket Olur
Birinci yol devalüasyon.
Yani kurun bir anda bırakılması.
Buna kesinlikle katılmıyorum.
Çünkü devalüasyon sadece ekonomik karar değildir. Toplumsal sonuçları vardır.
Bir gecede maaşlar erir.
Mevduat değersizleşir.
TL’ye güven çöker.
İnsanlar yeniden dövize kaçar.
Türkiye bunu geçmişte yaşadı.
İnsanlar yıllarca TL ile iş yapmak istemedi. Kiralar dövizle konuşuldu. Borçlar dövizle verildi. Maaş alan döviz bürosuna koştu.
Toplum hafızası bunu unutmaz. Bu travmayı düzeltmesi on yıllar sürer.
O yüzden devalüasyon çözüm değil. Krizi büyütür.
Yavaş Geçiş de Kolay Değil
İkinci yol daha makul görünüyor.
Kuru enflasyonun biraz üzerinde artırmak. Böylece zaman içinde TL’nin üzerindeki basıncı almak.
Kağıt üzerinde mantıklı.
Ama pratikte çok zor.
Eğer artış yavaş olursa kurun düzelmesi çok uzun yıllar alır. Öte yandan biraz daha hızlı olursa o zaman elini açık edersin.
Çünkü böyle bir politika ilan edildiği anda herkes ne yapacağını bilir.
Dövize koşar.
Evini satar, arabasını satar, kredi çeker, döviz alır.
Çünkü piyasaya açık mesaj verilmiş olur:
“Kur birkaç yıl boyunca düzenli artacak.”
Bu artık piyasa olmaz.
Bu açık arbitraj olur.
Kimse TL’de kalmaz.
O yüzden yumuşak geçiş de sanıldığı kadar kolay değil.
Üçüncü Yol: Dış Müdahale
Peki geriye ne kalıyor?
Bence üçüncü yol var.
Dış müdahale.
Ama carry trade değil.
Kısa vadeli sıcak para değil.
Bugün gelip yarın kaçacak para hiç değil.
Türkiye’nin ihtiyacı kalıcı ve büyük ölçekli dış kaynak.
100 milyar doların üzerinde. Belki 150 milyar dolar civarında.
Ancak böyle bir giriş, kur üzerindeki basıncı azaltabilir. Ekonomiye nefes aldırabilir. Güven yaratabilir.
Ama burada da büyük soru var.
Bu para neden gelir?
Kim verir?
Karşılığında ne ister?
Türkiye hangi siyasi bedeli öder?
İşte korkutucu taraf burası.
Öneriyor veya tasvip ediyor muyum? KESİNLİKLE HAYIR.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne her ne sebeple ve şekille olursa olsun DIŞ MÜDAHALE KABUL EDİLEMEZ.
Fakat temenni ve gerçek ayrışıyor. Bu sebepten dolayı görünürde tek çıkış kapısı bu görünüyor. FAKAT KESİNLİKLE KABUL EDİLMEMELİ.
Hükümetin Hesabı Bu Olabilir
Bence hükümet de bunun farkında.
Son yıllarda atılan büyük siyasi hamlelere bakın. Söylem değişikliklerine bakın.
Büyük Ortadoğu Projesinin tekrardan uygulanmaya başlamasına bakın.
Tom Barrack’ı izleyin. Trump’ı dinleyin.
Yöneticiler ekonomideki çıkmazı görüyorlar. Kör değiller. Sanıldığı kadar beceriksiz de değiller.
Bu süreç bilinçli yönetiliyor.
Benim kanaatim şu:
Hükümet, büyük bir dış müdahale hamlesi bekliyor. Ekonomiyi içeriden çözmek yerine dışarıdan gelecek güçlü bir destekle bu girdaptan çıkmayı umuyor.
IMF tarzı klasik bir program olacağını sanmıyorum.
Daha çok siyasi pazarlıklarla gelecek bir destek olabilir.
Ama bu ihtimal hükümetin zannettiği kadar kesin olmayabilir.
Çünkü Türkiye’nin zayıf kalması birçok aktörün işine geliyor. Ancak sistemik bir kırılma riski görülürse dış müdahale masaya gelir. Hükümet bunun farkında değil…
En Tehlikeli Yol
Bir de dördüncü ihtimal var.
Dolarizasyonu kırmak.
Yani insanların dövizden TL’ye zorla ya da baskıyla geçirilmesi.
Bunu düşünmek bile istemiyorum.
Çünkü böyle bir adım, toplumun devlete ve bankacılık sistemine güvenini kalıcı biçimde bozabilir.
O yüzden bu yol konuşulacak yol bile değildir.
Sonuç
Türkiye kur konusunda sıkıştı.
Kuru bırakamıyor.
Tutmaya devam edemiyor.
Devalüasyon yapamıyor.
Yumuşak geçişi sürdüremiyor.
Bu yüzden mesele artık sadece ekonomi politikası değil.
Bu bir güven meselesi.
Bu bir finansman meselesi.
Bu bir yönetim meselesi.
Türkiye bu girdaptan ya güçlü ve kalıcı dış kaynakla çıkacak ya da kuru tutmaya çalışırken içerideki sorunları büyütmeye devam edecek.
Gerçek bu kadar sert.
Tabii asıl en olması gereken senaryoya değinmedim çünkü olma ihtimali görünmüyor. Ülkenin en faydasına olacak şekilde bu işten çıkışın tek yolu var.
O da Türkiye’nin kurucu değerlerine dönmesi ve ülke çıkarını düşünen taze bir siyasi yapıyla yoluna devam etmesi. Metal yorgunluğunu atması. Sistemi tekrardan kurması ve düzeltmesi.
Fakat görünürde böyle bir yapı değişikliği görünmüyor. O yüzden şimdilik değinmeye gerek yok.
Sevgiyle kalın.
Sosyal medya hesaplarım:
Instagram: @turkeracikgoz
instagram.com/turkeracikgozz
Twitter (X): @Turkeracikgoz
x.com/Turkeracikgoz
Linkedin: https://www.linkedin.com/in/turkeracikgoz/
E-Mail: drturkeracikgoz@gmail.com