Türkiye’de halka arz piyasasında son dönemde dikkat çeken gelişmeler, yatırımcı güvenini zedeleyecek yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Bir yandan Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) halka arz başvurularını hızlandırdığı görülürken, diğer yandan halka arz kuyruğunda bekleyen şirketlerden art arda konkordato haberleri gelmesi dikkat çekiyor.
Daha önce halka arz hazırlığında bulunan Pak Un, Geosis Powertrain ve İnfina Mühendislik hakkında yaşanan gelişmelerin ardından, şimdi de halka arz başvurusu bulunan Turk Oluklu Mukavva ve Ambalaj Sanayi A.Ş. (Turk Ambalaj) konkordato talebinde bulundu.
Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, şirket hakkında 3 aylık geçici konkordato mühleti verilmesine karar verdi.
Şirket, kamuoyuna yaptığı tanıtımlarda, Battal Holding bünyesinde 2016 yılında faaliyete başladığını, 60 bin metrekare kapalı alanda yıllık 80 bin ton üretim kapasitesine sahip olduğunu ve yüksek teknoloji makine parkuru ile Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşlarına hizmet verdiğini ifade ediyor.
Ancak bugün gelinen noktada, halka arz sırası bekleyen bir şirketin konkordato sürecine girmesi, yatırımcıların en temel soruyu yeniden sormasına neden oluyor:
SPK, halka arz sürecindeki şirketlerin mali yapısını yeterince derinlemesine inceliyor mu?
Endişe büyüyor
Son dönemde halka arz bekleyen şirketler arasında peş peşe yaşanan konkordato gelişmeleri artık tekil örnek olmaktan çıkmış durumda. Aynı süreçte birden fazla şirketin finansal darboğaza girmesi, halka arz mekanizmasının yalnızca izahname hazırlamakla sınırlı olmayan daha güçlü bir finansal stres testine ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.
Yatırımcı açısından halka arz, büyüme potansiyeli olan şirketlere ortak olma fırsatı olarak görülüyor. Ancak daha borsaya gelmeden konkordato ilan eden şirketlerin sayısındaki artış, bu güveni ciddi biçimde sarsıyor.
SPK’nın önündeki kritik sınav
Sermaye piyasalarının sağlıklı işlemesi için halka arzların hızlanması kadar, piyasaya gelen şirketlerin finansal dayanıklılığının da güven vermesi gerekiyor.
Art arda gelen konkordato kararları, “Halka arz sürecinde mali analizler yeterince derin yapılıyor mu?”, “Riskler yatırımcıya zamanında ve eksiksiz yansıtılıyor mu?” sorularını yeniden gündeme taşıyor.
SPK’nın son dönemde halka arz süreçlerini hızlandırması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse de, yatırımcıların korunması ilkesinin hızdan daha önemli olduğu unutulmamalı. Aksi halde halka arz piyasasında oluşacak güven kaybının bedelini yine küçük yatırımcı ödeyecek.






