Geçen hafta alışılmışın dışında bir program için Kars’taydım.
Ekonomi gazeteciliğinde geçen 20 yıl boyunca yüzlerce yatırım, fabrika açılışı, finansman anlaşması ve sosyal sorumluluk projesi izledim. Çoğu zaman şirketler ürettiklerini, bankalar verdikleri kredileri anlatır. Ancak bu kez anlatılan ne bir fabrika yatırımıydı ne de yeni bir finansman paketi…
Anlatılan, Türkiye’nin geleceğiydi.
Kars’a gitme nedenim, Yarınlara Kartopu Projesinin saha çalışmalarını yerinde görmekti. Projenin başında, New York Üniversitesi öğretim üyesi ve Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli akademisyenlerden Prof. Dr. Selçuk Şirin bulunuyor.
Projenin hedefi oldukça net.
0-6 yaş arasındaki çocukların erken çocukluk gelişimini desteklemek, okul öncesi eğitime erişimlerini artırmak, aileleri bilinçlendirmek ve eğitimcilere rehberlik etmek.
Belki kulağa teknik geliyor.
Ama işin özü çok basit…
İnsanın hayatı aslında ilk altı yılda şekilleniyor.
Bilim insanları yıllardır aynı gerçeği söylüyor. Beyin gelişiminin en kritik dönemi bu yaşlarda yaşanıyor. Çocuğun öğrendikleri, gördükleri, yaşadığı sevgi, kurduğu güven ilişkisi ve aldığı eğitim, gelecekte nasıl bir birey olacağını büyük ölçüde belirliyor.
Prof. Dr. Selçuk Şirin de Kars’taki buluşmada bunu etkileyici örneklerle anlattı.
“Ne yapacaksak bu yaşta yapmalıyız” derken aslında bütün meselenin özünü tek cümleyle özetliyordu.
Fakat beni en çok etkileyen sadece Selçuk Hoca’nın sunumu değildi.
Toplantının yapıldığı otelin salonuna baktığımda gördüğüm manzaraydı.
Kucağında bebeğiyle gelen anneler…
Hamile kadınlar…
Yanlarında eşleri…
Saatlerce dikkatle dinleyen aileler…
Orada bulunan herkes aslında aynı umut için gelmişti.
Çocuklarının geleceği.
İşte tam da o noktada başka bir ayrıntı dikkatimi çekti.
Bu kadar büyük bir projeyi kim destekliyor?
Cevap, açıkçası beni şaşırttı.
Yapı Kredi.
Koç Holding’in tam desteğiyle yürütülen bu projede Yapı Kredi yalnızca finans sağlayan bir kurum gibi davranmıyor. Türkiye’nin dört bir yanında bu çalışmanın yaygınlaşması için adeta bayrak taşıyor.
Bunu özellikle yazmak istiyorum.
Çünkü bankacılık sektörünü yaklaşık 20 yıldır izleyen biri olarak böyle bir tabloya çok sık rastlamadım.
Bankalar sosyal sorumluluk projeleri yapar.
Eğitime destek verir.
Kültür-sanata katkıda bulunur.
Ama milyonlarca çocuğa, milyonlarca anne babaya ulaşmayı hedefleyen ve bunu uzun vadeli bir toplumsal dönüşüm projesine dönüştüren çalışmaların sayısı gerçekten çok az.
Burada dikkat çekici olan sadece maddi destek değil.
Bir kurumun bütün organizasyon gücünü bu hedef için seferber etmesi.
Türkiye’nin dört bir yanında ailelere ulaşmaya çalışması.
İşte bu yaklaşım fark yaratıyor.
Bu noktada Yapı Kredi CEO’su Gökhan Erün’e de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Bankacılık sektöründe yöneticiler çoğu zaman çeyrek dönem kârları, bilanço büyüklükleri, sermaye yeterlilik oranları ve pazar paylarıyla değerlendirilir. Elbette bunlar önemlidir. Ancak gerçek liderlik bazen bilançonun ötesine bakabilmektir. Milyonlarca çocuğun hayatına dokunmayı hedefleyen böylesine büyük bir projeye sahip çıkmak, yalnızca kurumsal bir sosyal sorumluluk anlayışı değil, geleceğe ilişkin güçlü bir vizyonun da göstergesidir. Gökhan Erün’ün bu projeye verdiği destek, insana yapılan yatırımın en değerli yatırım olduğu anlayışının somut bir yansımasıdır. Çünkü iyi yetişmiş çocuklar, yarının güçlü ekonomisini de, güçlü şirketlerini de, güçlü Türkiye’sini de inşa edecek.
Çocuklara yapılan yatırımın geri dönüşü bilançolarda görünmez.
Bugün harcanan kaynakların karşılığı belki on yıl, belki yirmi yıl sonra alınır.
Daha başarılı öğrenciler…
Daha üretken bireyler…
Daha sağlıklı aileler…
Daha güçlü bir toplum…
Belki de gerçek yatırım budur.
Ekonomi sayfalarında sürekli milyar dolarlık yatırımları konuşuyoruz.
Yeni fabrikaları…
İhracat rakamlarını…
Faizleri…
Borsayı…
Oysa geleceğin en büyük yatırımı beton değil, insan.
Ve insan yatırımının başlangıç noktası da 0-6 yaş.
Kars’tan dönerken aklımda tek bir düşünce vardı.
Bu ülkenin en değerli hazinesi ne yer altındaki madenleri ne de fabrikaları.
Bu ülkenin gerçek serveti çocukları.
Onlara bırakacağımız miras sadece daha güçlü bir ekonomi değil; özgüveni yüksek, merak eden, sorgulayan, üreten ve sağlıklı bireyler yetiştirebilmek olmalı.
Prof. Dr. Selçuk Şirin’in yıllardır söylediği gibi, geleceği değiştirmek istiyorsak işe hayatın ilk altı yılında başlamalıyız.
Kars’ta bunu sadece dinlemedim.
Gördüm.
Eğer bunu başarabilirsek, gerisi gerçekten kartopu gibi büyüyecektir.






