Başımıza ne geldiyse dış güçler yüzünden geldi!
Ekonomi bozuldu, dış güçler…
Enflasyon yükseldi, dış güçler…
Dolar arttı, dış güçler…
Vatandaşın alım gücü düştü, yine dış güçler…
Anlaşılan o ki dış güçler Türkiye ekonomisinin başına bela olmuş. Üstelik öyle güçlüler ki 85 milyonluk ülkenin ekonomisini sarsabiliyorlar.
Ama benim kafama takılan küçük bir mesele var.
Bu dış güçler neden hep fakir fukaraya çalışıyor?
Neden güçleri sadece dar gelirliye yetiyor?
Mesela kira ödeyemeyen vatandaşa yetişiyorlar.
Elektrik faturasını görünce eli ayağı titreyen emekliye yetişiyorlar.
Markette etin yanına yaklaşamayan işçiyi buluyorlar.
Çocuğunun okul masrafını düşünmekten geceleri uyuyamayan anne babayı buluyorlar.
Ama nedense Bodrum’da 5 bin liraya lahmacun yiyip yanında şampanya içene uğramıyorlar!
Milyon dolarlık villalarda yaşayanlara dokunmuyorlar.
Bankada milyonları olan, parasını yüzde 50’lere varan faizlerle değerlendirenlere ilişmiyorlar.
Hatta öyle seçici bir dış güç ki bu…
20 bin liralık ihtiyaç kredisini çekmek isteyen vatandaşı buluyor ama milyonları olanın parasına dokunmuyor!
Ne kadar ilginç değil mi?
Üstelik mesele artık sadece “hissettim” meselesi de değil.
TÜRK-İŞ’in Temmuz 2026 araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve yeterli beslenebilmesi için gereken aylık gıda harcaması 36 bin 940 liraya çıkmış durumda. Gıda, kira, elektrik, su, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi temel giderler eklendiğinde yoksulluk sınırı 120 bin 325 liraya ulaşıyor.
TÜİK’in 2025 Gelir Dağılımı İstatistikleri de başka bir tabloyu gösteriyor: En yüksek gelire sahip yüzde 20’lik kesim toplam gelirin yüzde 48’ini alırken, en düşük yüzde 20’nin payı yalnızca yüzde 6,4.
Yani ortada ciddi bir gelir dağılımı sorunu var.
Şimdi soruyorum:
Dış güçler bunu da mı yaptı?
Eğer yaptıysa gerçekten çok ilginç bir dış güç bu!
Gelir dağılımını bozuyor ama zenginin gelirini artırıp fakirin gelirini azaltacak kadar “seçici” davranıyor.
Fakir vatandaşın cebine giriyor, zenginin kasasına giremiyor.
Kiracıya yetişiyor, milyon dolarlık villa sahibine yetişemiyor.
Asgari ücretliye yetişiyor, milyonlarca liralık faiz geliri elde edene yetişemiyor.
Emekliye yetişiyor, servet sahibine yetişemiyor.
Bu nasıl dış güç arkadaş?
Yoksa dış güçlerin de sınıfsal bir hassasiyeti mi var?
“Şu vatandaşın maaşı zaten düşük, biraz daha zorlayalım” mı diyorlar?
“Şunun kirası yükselsin, bunun elektrik faturası kabarsın” mı diye toplantı yapıyorlar?
“Bodrum’daki beyefendinin lahmacununu 5 bin liraya çıkaralım ama parasını yine rahatça ödesin” mi diyorlar?
Öyleyse gerçekten çok organize çalışıyorlar!
Ama işin daha acı tarafı şu:
Ekonomide yanlış giden her şeyi dışarıya havale etmek, içeride neyin yanlış yapıldığını konuşmayı da gereksiz hale getiriyor.
Oysa ekonomi sihirbazlık değil.
Enflasyonun, gelir dağılımının, ücretlerin, kiraların, faizlerin, vergilerin ve satın alma gücünün somut sonuçları var.
Vatandaş bunları her gün cebinde görüyor.
Bir ülkede dört kişilik ailenin yalnızca gıda ihtiyacı 36 bin 940 liraya ulaşmışsa, buna “dış güçler” deyip geçmek vatandaşın mutfaktaki hesabını ortadan kaldırmıyor.
Enflasyon düşüyor denilebilir.
Nitekim TCMB’nin son verilerinde yıllık tüketici enflasyonu Haziran 2026 itibarıyla yüzde 32,11 olarak açıklanmış durumda.
Ama vatandaşın sorusu başka:
“Fiyatların artış hızı düşecek mi?” değil yalnızca.
“Ben bu fiyatları hangi gelirle karşılayacağım?”
Çünkü fiyatların daha yavaş artması, daha önce yapılan zamların geri gelmesi anlamına gelmiyor.
İşte vatandaşın yaşadığı sıkıntı burada.
Ve galiba artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Dış güçler gerçekten varsa, neden güçleri sadece garibana yetiyor?
Yok eğer bütün bunların sorumlusu dış güçler değilse…
O zaman içeride birilerinin çıkıp “Biz nerede yanlış yaptık?” diye sorması gerekmiyor mu?
Çünkü dış güçleri suçlamak kolay.
Zor olan, içerideki hesabı vatandaşa dürüstçe anlatmak.
Ve belki de en zor soru şu:
Bu ülkenin ekonomisini gerçekten kim fakirleştirdi?
Dış güçler mi?
Yoksa onların üzerine atılan her faturayı sessizce ödemek zorunda kalan 85 milyon mu?
Ben hâlâ şu dış güçleri merak ediyorum.
Bir gün de zenginin kapısını çalsınlar.
Sadece bir gün…
O zaman gerçekten var olduklarına inanacağım.
