3 Ağustos’ta bu köşede yayımlanan “Program çalışıyorsa enflasyon neden hâlâ yüzde 30’larda?” başlıklı yazımda, uygulanan dezenflasyon programının vaatleri ile sahadaki katı ekonomik gerçekler arasındaki giderek açılan makasa dikkat çekmiştim. 13 Ağustos’ta açıklanan 2026-III Enflasyon Raporu, ne yazık ki bu soru işaretlerini gidermek bir yana, dezenflasyon patikasına ve para politikasının kararlılığına dair endişelerimizi daha da derinleştirdi.
TCMB’nin son raporundaki temel tespitler, revizyonlar ve verilen mesajlar ışığında tabloyu detaylarıyla yeniden okuyalım:
Tahmin Yükselirken Sabit Kalan Hedef Piyasa İçin Çıpa Olabilir mi?
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 13 Ağustos’ta yılın üçüncü Enflasyon Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı. Raporun en göze çarpan ve iktisadi mantık çerçevesinde izahı en zor boyutu, hedefler ile tahminler arasındaki uyumsuzluk oldu. Temmuz ayı itibarıyla gerçekleşen yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,75 seviyesinde bulunuyor. Yılın bitimine yalnızca beş ay kalmışken, TCMB 2026 yıl sonu için daha önce ilan ettiği yüzde 24’lük ara hedefi resmi olarak değiştirmediğini açıkladı. Buna karşın aynı raporda, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28’e yükseltti.
Burada para politikası iletişimi açısından çok ciddi bir çelişki doğmaktadır: TCMB, yılın tamamlanmasına çok kısa bir süre kalmışken ara hedefini yüzde %24’te tutarken, resmi tahminini yüzde 28’e çıkarttı. Bu durum, yüzde 24’lük ara hedefin piyasalar açısından güçlü bir çıpa olma işlevini oldukça zayıflatıyor. Piyasa aktörleri, reel sektör ve hane halkı geleceğe bakarken TCMB’nin yüzde 24’lük ulaşılamaz hedefine mi, yoksa yüzde 28’lik revize tahminine mi göre hareket edecek?
Merkez bankacılığında beklenti yönetimi, itibar ve tutarlılık üzerinden yürütülür. Hedef ile tahmin arasındaki 4 puanlık bu geniş açıklık, enflasyon beklentilerinin geriye dönük endeksleme eğiliminden kurtarılmasını zorlaştırabilir ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmayı beslemeye devam edebilir. Beklentilerin çıpalanamadığı bir ortamda dezenflasyon maliyetinin toplumsal ve reel sektör ölçeğindeki ağır yükü artmaktadır.
Enflasyon Tahmini Yükselirken Operasyonel Normalleşme
Raporun ve yapılan sunumun belki de en çelişkili noktası faiz adımlarına dair verilen mesajlar oldu. Hatırlanacağı üzere Merkez Bankası, bir süredir likidite yönetimi kanalıyla haftalık repo ihalelerini durdurmuş ve piyasayı faiz koridorunun üst bandı olan yüzde 40’lık gecelik fonlama faizinden fonlamaya başlamıştı. Bu adım, manşet enflasyonun ve enflasyonist risklerin canlı kaldığı bir dönemde örtülü bir sıkılaştırma olarak değerlendirilmişti.
Ancak yıl sonu enflasyon tahmini yukarı yönlü revize edilmesine ve gerçekleşen enflasyon hâlâ yüzde 31,75 seviyesinde direnç göstermesine rağmen, Başkan Fatih Karahan’ın açıklamaları piyasalarda, yüzde 40 civarındaki fiili fonlama maliyetinin yeniden yüzde 37’lik politika faizine yaklaşabileceği beklentisini güçlendirdi.
Enflasyonist baskıların, yönetilen ve yönlendirilen fiyat artışlarının, hizmet enflasyonundaki katı yapının ve küresel/jeopolitik risklerin son derece canlı olduğu bir ortamda, henüz dezenflasyon süreci hedeflerle uyumlu bir patikaya oturmamışken bu tür bir operasyonel gevşemeye kapı aralamak hangi iktisadi gerekçeyle açıklanabilir? Parasal sıkılığı fiilen gevşetme algısı yaratacak böyle bir iletişim, para politikasının duruşuna dair şüpheleri artırmaktan ve dezenflasyon sürecini daha da uzatmaktan başka bir sonuç üretmeyecektir.
“Sıkı Para Politikası Olmasaydı…” Söylemi: Olmayan Üzerinden Başarı Hikayesi Yazılamaz
Rapor sunumunda öne çıkarılan savunma mekanizmalarından birisi de “Sıkı para politikası uygulanmasaydı enflasyon bugün çok daha yüksek seviyelerde olurdu” argümanı oldu. Karşı-olgusal (counterfactual) senaryo, uygulanan politikanın gerekli olduğuna kanıt olarak gösterilebilir; ancak politikanın hedeflerine ulaşıp ulaşmadığını göstermez. Elbette sıkı para politikası uygulanmasaydı enflasyon daha yüksek olabilirdi. Ancak bu, mevcut enflasyon düzeyinin başarılı olduğu anlamına gelmez. Bir politikanın başarısını “daha kötü olabilirdi” ölçütüyle değerlendirmek, başarı çıtasını belirsizleştirir
Şüphesiz ki faiz artışları yapılmamış, parasal sıkılaşma adımları atılmamış olsaydı, kur şokları ve enflasyon spirali ekonomiyi felakete sürükleyebilirdi. Ancak dezenflasyon programının başarısı, “Efendim gördünüz mü, enflasyonu patlatmadık” saptamasıyla değil; ilan edilen hedeflere ulaşılması, fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesi ve toplumun satın alma gücünün korunmasıyla ölçülür.
Karşı olgusal gerekçeler ileri sürmek, mevcut yüzde 30’un üzerindeki seyreden enflasyonun, bozulan fiyatlama davranışlarının ve hedeften sapan göstergelerin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmaya yetmiyor. Piyasanın ve vatandaşın ihtiyacı olan şey, “daha kötü olabilirdi” tesellisi değil; enflasyonu kalıcı olarak tek haneye indirecek net, kararlı ve şeffaf bir yol haritasıdır.
Kredibilite en hassas konu
Dezenflasyon süreçlerinin başarısındaki en kritik unsur, ekonomi yönetiminin ve para otoritesinin kredibilitesidir. Kredibilite ise söylem ile eylemin, hedef ile tahminin örtüşmesiyle inşa edilir. 2026-III Enflasyon Raporu ile ortaya çıkan tablo, TCMB’nin hem tahminlerini yukarı yönlü güncellemek durumunda kaldığını hem de aynı dönemde operasyonel normalleşme mesajı verdiğini göstermektedir.
Gerek reel sektörün gerek hane halklarının enflasyon beklentileri hâlâ Merkez Bankası tahminlerinin oldukça üzerinde seyretmekte. Döviz kurunu baskılama ve likidite çekme adımları, temel yapısal sorunlar çözülmediği ve para politikasındaki net duruş korunmadığı sürece sadece sınırlı iyileşmeler sağlayabilmekte.
Geçen yazımda sorduğum “Program çalışıyorsa enflasyon neden hâlâ yüzde 30’larda?” sorusunun yanıtı, ne yazık ki bu raporla birlikte daha da belirginleşmiştir. Çünkü hedef, tahmin ve politika duruşu arasında oluşan mesafe, para politikasının kredibilitesi konusunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Enflasyonda kalıcı bir düşüş sağlamak ve toplumun beklentilerini iyileştirmek, hedeflerle çelişen gevşeme sinyalleriyle değil, kararlılıkla sürdürülen tutarlı bir programla mümkündür.