Bankalar kredi vermiyor mu, yoksa artık krediyi daha mı seçerek veriyor?
Son dönemde iş dünyasından sıkça aynı cümleyi duyuyoruz:
“Kredi bulamıyoruz.”
Oysa bankacılık sektörü bilançosuna baktığımızda kredi tamamen durmuş değil. Ticari kredi büyümesi yeniden hızlanırken, diğer taraftan takipteki kredilerdeki yükseliş dikkat çekiyor. Temmuz sonunda ticari kredi büyümesinin yıllık %19,8’e çıkması ve takipteki kredilerin toplam kredilere oranının %2,3’e yükselmesi, bize kredi piyasasının başka bir gerçeğini gösteriyor.
Mesele artık yalnızca kredi vermek değil.
Mesele kime kredi verileceği.
Kredi talebi ile kredi ihtiyacı aynı şey değil
Yüksek faiz ortamında kredi talebi doğal olarak azalıyor.
Ancak her kredi talebi de finansman ihtiyacı anlamına gelmiyor.
Bazı şirketler yatırım yapmak için kredi istiyor.
Bazıları işletme sermayesini finanse etmek için.
Bazıları ise geçmişte kullandığı kredinin vadesini uzatmak ve borcunu çevirmek için yeni kredi arıyor.
İşte bankacılık açısından kritik ayrım burada başlıyor.
Yeni kredi, eski borcu mu çevirecek; yoksa yeni bir ekonomik değer mi yaratacak?
Bu sorunun cevabı, önümüzdeki dönemde kredi kalitesinin en önemli belirleyicilerinden biri olacak.
Bankacının işi sadece rakama bakmak değildir
Kredi değerlendirmesi yalnızca bilanço, gelir tablosu ve teminat üzerinden yapılırsa önemli bir şey gözden kaçabilir:
Şirketin geleceği.
Çünkü iyi bilanço geçmişi anlatır.
Kredi kararı ise geleceğe verilir.
Şirketin fiyatlama gücü var mı?
Müşterisi ve tedarikçisi ne kadar güçlü?
Sektöründeki rekabet nasıl?
Nakit akışı borç servisini karşılayabiliyor mu?
Patron şirketten para çekiyor mu?
Borç gerçekten hangi amaçla kullanılacak?
Ve belki de en önemlisi:
Bu şirket faizler yüksekken de ayakta kalabilir mi?
Bunlar artık kredi kararının merkezinde olmak zorunda.
Kötü kredi ekonomide değil, bazen karar masasında doğar
Ekonomik koşullar elbette kredi kalitesini etkiler.
Ama her sorunlu kredi kötü ekonominin sonucu değildir.
Bazen sorun;
yanlış müşteriye,
yanlış vadede,
yanlış limit ile,
yanlış teminat yapısıyla
ve en önemlisi yanlış varsayımla kredi verilmesidir.
Ben bankacılıkta şuna çok kez şahit oldum:
Kredi kullandırılırken herkes geçmişe bakar, sorun çıktığında herkes geleceği konuşur.
Oysa kredi kararı verilirken geleceği doğru okumak gerekir.
Yeni dönemin bankacılığı: Seçici kredi
TCMB’nin sıkı para politikası duruşunun devam ettiği ve 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin %28’e yükseltildiği bir ortamdayız.
Böyle bir ortamda bankaların kredi iştahını yalnızca “arttı” veya “azaldı” diye değerlendirmek yanıltıcı olur.
Asıl bakılması gereken:
Kredinin kalitesi.
Kredi büyümesi biraz daha yavaş olabilir.
Ama doğru şirkete verilen kredi;
üretimi,
yatırımı,
istihdamı,
ihracatı
ve ekonomik büyümeyi destekler.
Yanlış şirkete verilen kredi ise bir süre sonra bankanın bilançosuna, ardından da ekonomiye sorun olarak geri döner.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde bankacılığın en önemli rekabet alanı kredi miktarı değil, kredi seçme kabiliyeti olacak.
Çünkü artık soru:
“Ne kadar kredi verdik?”
olmaktan çıkıp,
“Verdiğimiz kredinin ne kadarı gerçekten doğru müşteriye gitti?”
sorusuna dönüşüyor.
Ve bence geleceğin güçlü bankalarını, en fazla kredi verenler değil;
en doğru kredi kararlarını verenler belirleyecek.

