Kurumsal hayatın en çok kullanılan cümlelerinden biridir:
“Biz bir aileyiz.”
Peki gerçekten öyle mi?
Yaşlananı sevmiyoruz.
Çünkü artık eskisi kadar hızlı değil.
Maaşı yüksek olanı sevmiyoruz.
Çünkü maliyeti yüksek.
Maaşı yetmeyeni sevmiyoruz.
Çünkü daha fazlasını istiyor.
Maaşı konuşanı sevmiyoruz.
Çünkü “para konuşulmaz, biz bir aileyiz.”
Yorulanı sevmiyoruz.
Çünkü performansı düşüyor.
Hastalananı sevmiyoruz.
Çünkü işe gelemiyor.
Özel hayatını işe yansıtanı sevmiyoruz.
Çünkü çalışanın hayatı, iş saatlerinde başlamış ve bitmiş olmalı.
Satmayanı hiç sevmiyoruz.
“Ne pahasına olursa olsun sat.”
Müşteriye faydalı mı?
Çok önemli değil.
Çalışanın vicdanı rahat mı?
O da çok önemli değil.
Hedef tutmuş mu?
İşte asıl önemli olan bu.
Sonra da toplantılarda, sunumlarda, insan kaynakları mesajlarında aynı cümleyi duyuyoruz:
“Biz bir aileyiz.”
Hayır.
Çoğu zaman aile değiliz.
Çünkü aile, sadece iyi gününde yanında olduğun insanlar değildir.
Aile;
yorulduğunda da yanında olandır.
Maaşın yetmediğinde seni dinleyendir.
Yaşlandığında kenara koymayandır.
Özel hayatında bir sorun yaşadığında “performansı düştü” diye bakmayandır.
Ve en önemlisi…
Senden fedakarlık istediğinde, kendisini de senin için ne yaptığını/yapmadığını sorgulayandır.
Kurumsal dünya çalışanını motive etmek için aileyi malzeme yapmayı bırakmalı, çünkü artık kimse inanmıyor..
“Sen bizim ailemizsin” yerine;…
“Sen bizim çalışanımızsın ve biz sana adil davranmak zorundayız.”
Çünkü adaletin olmadığı yerde “aile” kelimesi sadece güzel paketlenmiş bir slogandır.
Çalışan işyerinde ailesini değil, adaleti arar.
