Merkez Bankası Rezervlerinde 16,5 Milyar Dolarlık Kayıp: Fon Krizinin Finansal Sisteme Maliyeti Ne?
11 Eylül – 23 Ekim döneminde Merkez Bankası’nın toplam brüt rezervleri 16,5 milyar dolar geriledi. Bu düşüşün 9,4 milyar doları döviz, 7,1 milyar doları ise altın rezervlerinden kaynaklandı.
Ancak altın rezervindeki düşüşü doğru yorumlamak gerekiyor. Aynı dönemde ons altın fiyatı yaklaşık 4.314 dolardan 4.023 dolara geriledi. Yaklaşık %6,75’lik bu fiyat düşüşü, altın rezervinin dolar karşılığında yaşanan 7,13 milyar dolarlık kaybı açıklayabilecek büyüklükte. Dolayısıyla bu tutarı doğrudan altın satışı olarak değerlendirmek doğru değil.
Bu durumda asıl dikkat çekici gelişme, döviz rezervlerinde yaşanan 9,4 milyar dolarlık azalış.
Ancak rezervlerdeki gerileme, Türkiye finansal piyasalarında yaşanan diğer gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde çok daha önemli bir tablo ortaya çıkıyor.
Yabancı yatırımcılar hem borsada hem tahvil piyasasında satıcı konumunda.
18 Eylül – 23 Ekim arasındaki altı haftalık dönemde yabancı yatırımcılar Borsa İstanbul’da yaklaşık 378 milyon dolarlık net hisse senedi satışı gerçekleştirdi.
Aynı dönemde Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) piyasasındaki net satışları da yaklaşık 782 milyon dolara ulaştı.
Böylece yabancı yatırımcıların yalnızca altı haftada hisse senedi ve devlet tahvili piyasalarındaki toplam net satışları yaklaşık 1,16 milyar doları buldu.
Üstelik yabancıların hisse senedi portföyünün piyasa değeri 11 Eylül’deki 42,4 milyar dolardan 16 Ekim’de 34 milyar dolar seviyesine geriledi. Yaklaşık 8,4 milyar dolarlık bu değer kaybının tamamı satıştan kaynaklanmasa da piyasalardaki erimenin boyutunu gösteriyor.
Bana göre bu gelişmeleri Türkiye’de yaşanan fon krizinden bağımsız değerlendirmek doğru değil.
Fon krizinin yarattığı belirsizlik, yatırımcı davranışlarını değiştirmiş, finansal sisteme duyulan güveni tartışmaya açmıştır. Bunun döviz talebi, sermaye hareketleri ve finansal piyasalar üzerinde ilave baskı oluşturmuş olabileceğini düşünüyorum.
Elbette rezerv kaybının ve yabancı yatırımcı satışlarının tamamını fon krizine bağlamak mümkün değil. Küresel piyasa koşulları, faiz beklentileri ve diğer ekonomik gelişmeler de bu tabloda etkili olabilir. Ancak fon krizinin finansal sistem üzerindeki dolaylı maliyetlerinin yeterince incelendiğini düşünmüyorum.
Benim kanaatim, fon krizinin maliyeti yalnızca yatırımcıların uğradığı zararla sınırlı kalmamıştır. Finansal sisteme duyulan güvenin zedelenmesi, döviz talebi ve sermaye hareketleri üzerinden ülke ekonomisine de bir maliyet yaratmış olabilir.
Bu nedenle fon krizinin yalnızca tasfiye edilen fonlar ve yatırımcılara yapılacak ödemeler üzerinden değerlendirilmesi eksik kalacaktır.
Asıl araştırılması gereken, bu krizin Türkiye’nin finansal sistemine, döviz rezervlerine ve sermaye piyasalarına toplam maliyetidir.

