Son günlerde gündeme gelen soruşturmalar, gözaltılar ve ortaya çıkan iddialar üzerinde düşündükçe, kurumların nasıl bir yönetim anlayışıyla ayakta kaldığını sorgulamak gerekiyor.
Bence bütün bu sorunların temelinde önemli bir zihniyet var:
Görevini yapmak yerine yöneticisine şirin görünmek yeterli oluyorsa, orada kurumsal çürüme başlamıştır.
İşini yapan, sorumluluk alan, gerektiğinde itiraz eden çalışan yerine; yöneticisiyle uyumlu görünen, her söylenene evet diyen, yanlışları görmezden gelen ve makam sahibinin hoşuna gitmeyi başaran çalışan ödüllendiriliyorsa, o kurumda liyakatten söz etmek mümkün müdür?
Daha da önemlisi, denetim…
Denetleyen de aynı yönetim anlayışının içindeyse, denetlenenle aynı beklentileri taşıyorsa, yöneticinin gözdesi olan çalışanlara toz kondurmuyorsa, denetim gerçekten denetim midir?
Denetim, yöneticiyi rahatlatmak için değil, kurumun yanlışlarını ortaya çıkarmak için vardır.
Bir kurumda çalışanlar yanlışları söylemekten korkuyor, yöneticinin hoşuna gitmeyen gerçekler saklanıyor, kişisel yakınlık ve tarafgirlik kuralların önüne geçiyorsa, orada denetim mekanizması çalışıyor görünse bile işlevini kaybetmiş demektir.
Bugün farklı kurumlarda gündeme gelen soruşturmaların ortak paydasında; hırs, yolsuzluk, sorumluluktan kaçma, güç ve makamın kişisel çıkar için kullanılması gibi ciddi iddialar bulunuyor.
Elbette her soruşturma kendi içinde değerlendirilmelidir. Ancak bu gelişmelerin bize gösterdiği daha büyük bir sorun var:
“Benden olan istediğini yapsın, ben görmezden gelirim” anlayışı.
İşte bu anlayış, sadece kurumları değil, toplumun adalet duygusunu da aşındırıyor.
Yanlış yapanın kim olduğuna göre değil, ne yaptığına göre değerlendirilmesi gerekir.
Yakınımız, arkadaşımız, birlikte çalıştığımız kişi veya bizim desteklediğimiz bir yönetici olması, yanlışın üzerini örtmek için gerekçe olamaz.
Kurumsal ahlak, sadece dürüst insanların varlığıyla değil, yanlış yapanın kim olursa olsun hesap verebilmesiyle korunur.
Kurumların artık şu soruyu kendilerine sorması gerekiyor:
Biz gerçekten görevini yapan çalışanı mı ödüllendiriyoruz, yoksa bize şirin görünmeyi başaran çalışanı mı?
Çünkü makam sahiplerinin çevresinde sadece onları onaylayan insanlar varsa, zamanla gerçekler duyulmaz olur.
Ve gerçeklerin duyulmadığı yerde yanlışlar büyür, denetim zayıflar, sorumluluk kaybolur.
Temiz bir toplum istiyorsak önce kurumlarımızdaki bu anlayışı temizlemeliyiz.
Liyakat, adalet, bağımsız denetim ve hesap verebilirlik…
Bunlar sadece güzel sözler değil, kurumların ayakta kalmasının temel şartlarıdır.
Unutmayalım; bir kurumu yanlış yapan çalışan değil, yanlış yapanı koruyan yönetim anlayışı çürütür.
