Türkiye sermaye piyasaları giderek artan bir ‘finansal yozlaşma süreci’ riskiyle karşı karşıya…
Öncelikle ‘finansal yozlaşma’ ne anlama geliyor buna bakalım.
‘Finansal’, parasal demektir.
Parasal ise parayla ölçülebilir olmak anlamı taşıyor.
‘Yozlaşma’ ise etik olmayan davranışların artışını ifade eder.
Etik kavramını çok kullanırız ama belki ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz.
Etik, basitçe bir davranışın ‘DOĞRU’ , ‘DÜRÜST’ ve ‘ADALETLİ’ olmasıdır.
Her üçü varsa, o davranış etiktir.
DOĞRULUK!
Doğrunun tersi yanlıştır. Yanlış kasıtlı olarak yapılmaz, yanlışta hata söz konusudur.
Diğer bir deyişle yanlış; sonuçlarını bilmeden ve istemeden yapılan hatanın neticesidir.
Bu bahisle bir davranışın doğru olması için o davranış yasalara uygun olmalı, bilim ve gerekli alt yapıyla desteklenmelidir.
Örneğin, bir muhasebe kaydı yanlış yapılıyor. Bunun sonucunda hasılat olması gerekenden düşük çıkıyor ve yatırımcılar hisse satarak zarar ediyor. Burada şayet muhasebeci hata yapmış ise bir kasıt aranmaz, ancak tabi ki sonuçları olur.
Peki, hata nasıl minimize edilir?
İşi, işin ehline teslim ederek.
Yani bilgi ve tecrübe maksimize edilerek ki biz buna ‘LİYAKAT’ diyoruz.
DÜRÜSTLÜK!
Dürüstlüğün tersi HİLEDİR.
Hile, bir eylemin yaratacağı negatif sonuçları bilerek ve isteyerek yani KASITLA yapılan davranıştır.
Yukarıdaki örnekte yanlış muhasebe kaydı, düşükten hisse toplamak için bilerek yapılıyorsa burada muhasebe hilesi vardır.
Peki, hile nasıl minimize edilir?
Sıkı denetim ve suçu cezalandıran yaptırımlarla.
Lakin bugün görülmektedir ki; dünyada hileye karşı savaşta en önemli unsurlar SOSYO-EKONOMİK REFAH ve KÜLTÜRDÜR.
ADALET!
Adalet, eşitlik değildir.
Adalet HAK dağıtımı ve HAKKIN korunmasıdır.
Azınlığın imkan ve kabiliyetlerinin korunmasıdır.
Şöyle düşünün: Esas olan esşitlik olsaydı otobüste hamilelere yer vermezdik veya küçük esnaftan da UFRS-Uluslararası Finansal Raporlama Standartları çerçevesinde raporlama yapmasını beklerdik.
Misal bir sınıfta sınıf başkanlığı seçimi yapılıyor. 30 kişinin 24’ünün oy verdiği aday başkan seçildi. Eğer adalet olmasaydı geri kalan 6 öğrenci bir hak arayaşında ses çıkaramaz hale gelirdi.
İşte sermaye piyasalarında küçük yatırımcıları koruyan mevcudiyetini adalet kavramından alan kurumlardır: Genel kurul, soru sorma hakkı, denetim kurulu, otoritelere başvuru hakkı gibi.
Peki adalet nasıl maksimize edilir?
Kurum kalitesini artırarak ki biz bunlara yapısal reform diyoruz.
Tanımlar neticesinde ‘finansal yozlaşma’ kavramını özetlersek şu sonuca ulaşıyoruz: Finansal yozlaşma, parasal değerlerin belirlenmesinde etik olmayan davranışların artmasıdır!
Bu durum ise makro ekonomik ölçekte ciddi zararlar verir. Birileri haksız menfaat elde ederken yığınlar zarar eder.
Ne yazık ki finansal okuryazarlık cehaleti, kurum kalitesi eksikliği, liyakat eksikliği, kültür erozyonu, negatif reel faiz politikası kaynaklı sosyo-ekonomik refah kaybı finansal yozlaşmayı körüklemektedir.
Biraz daha açık ve anlaşılır yazayım: Muhasebe manipülasyonu yapan denetim kuruluşları, çıkar çatışması içerisindeki yatırım kuruluşları, borsacı riyakar patronlar, liyakatsiz kadrolarla iş yürütmeye çalışan otoriteler, sistem ve yasa eksiklikleri, negatif reel faiz ve pandemi döneminde gözlerinde Dolar işareti çıkarak manipülatif hareketlerin peşinde koşan ve kara pazarlamacı sosyal medya figüranlarının peşine takılan küçük yatırımcılar, fakirleşen ve bu nedenle borsadan fatura ödeme umudu taşıyan küçük yatırımcılar ve finansal okuryazar cahilliğiyle öğrenilmiş çaresizlik boyutundaki finansal davranışlarla hareket edenler…
Durum CİDDİ!
Ve finansal yozlaşmayı durdurmak artık reformist hamleler ve basiretli duruş istiyor.
Aksi taktirde sermaye piyasasındaki parasal değerler yani fiyatlar bir daha geri dönmemek üzere gerçeğe uygunluklarını tamamen kaybedebilirler.
Sevgi ve vicdanla kalın…
Prof. Dr. Soner GÖKTEN






