Geçmişten bugüne Türkiye enflasyonla yaşayan bir ülke.
Kronik enflasyon sorunu 1970’lerin başında başladı.
1974 itibariyle yüzde 5’ten yüzde 20’li seviyeleri gören enflasyon 1980’lerde yüzde 100’ü aştı.
2002 yılında yüzde 30 seviyeleri söz konusuyken 2006-2011 yılları arasında genelde tek haneli seyretti, 2002-2019 yılları arasında yıllık ortalaması yaklaşık yüzde 10 oldu.
2018 ise enflasyonun yeniden atağa geçtiği yıl olarak tarihteki yerini aldı.
Bu tarihsel süreçte enflasyon seviciler vardı, oldu ve görünen o ki olmaya devam edecek.
Neden mi? İzah etmeye çalışayım.
Enflasyon özellikle kısa vadeli olarak siyasetçilerin zaman zaman işine geldi.
Çünkü enflasyon Devlet Bütçesini bir önceki döneme kıyasla görünürde olumlu yönde etkiler. Nominal vergi gelirleri artar; geçmişte yapılmış borçlanmaların reel yükü azalır.
Aradaki nominal olumlu farkın ise bütçede iyileşme olarak siyasi pazarlaması yapılır.
Bu kadarla değil tabi ki; enflasyon nedeniyle gelen zamma reel oransal kayıp olarak bakamayan finansal okuryazarlığı düşük çalışanlar, görünürde geçmişle kıyasla yüksek tutarda zamla karşılaşınca kısa vadeli tarifsiz bir mutluluk yaşarlar ki; seçimde oy güdüsü yönetilmiş olur.
Bir de enflasyondan beslenen çıkar grupları vardır.
Suçları yoktur, finansal olarak zenginleşmeye alışmışlardır.
Bunlardan ilk grup şirketleri fakir kendileri zengin iş insanlarıdır.
Hele ki finansal sistemi bankacılık üzerine teşkil edilmiş Türkiye’de arkalarına bankaları alarak enflasyonun nimetlerinden sonuna kadar faydalanmışlardır.
Kredi kullanmışlar, varlık almışlar, kredi kullanmışlar, varlık almışlar, kredi kullanmışlar varlık almışlar… Bu döngü böyle sürmüş gitmiş.
Ne olmuş? Kullandıkları borçların reel yükü enflasyon sayesinde erirken yani parasal pozisyon kazancı elde ederlerken, aldıkları varlıkların değerleri gene enflasyon yüzünden artmış. Mal ve hizmet fiyatlarını ise kolayca artırabilmeleri ise cabası.
Diğer grup ise tasarruf sahipleri.
Krediye ulaşabilen bu şanslı kesim sürekli olarak enflasyonla varlık değer artışı temin ederken; enflasyona göre ayarlanan faizlerin yönünden kazanç kapısı sağlamış. Faiz çıkmış mevduattan kazanmış, faiz düşmüş borsadan, tahvilden kazanmış.
Şimdi durum daha da vahim…
Artık gelir dağılımı adaleti yok.
Ortak direk yok.
15 milyon kaymak tabakaya yani enflasyon sevicilere karşı, 70 milyon dar gelirli, fakir ve ücretli yani enflasyonun bedelini ödeyenler var.
Nasıl bedel ödüyorlar? Dünyanın en adaletsiz vergisi olan dolaylı vergilerle!
Harçlarla, trafik cezalarıyla…
Hayat kalitelerinden ödün vererek.
İşte bu yüzde, enflasyon denilen şey, SİSTEMATİK SERVET TRANSFERİDİR!
Bedel ödeyen bu 70 milyon ise para üretmeye devam ettikçe enflasyon sayesinde onların parasını kendilerine transfer etmek isteyenler yani enflasyon seviciler oldu ve olacaktır.
İşte bu yüzde ADALET eşittir DÜŞÜK ENFLASYONDUR!
Lakin bedel ödeyecek hal kaldı mı o ayrı mevzu…
Sevgi ve vicdanla kalın…
Prof. Dr. Soner GÖKTEN





