Türkiye’de 2023 ve 2024 seçimleri bittiğinde “Artık ekonomi zamanı” deniyordu. Çünkü vatandaşın gerçek gündemi hayat pahalılığı, eriyen maaşlar, artan borç yükü, yani kısacası geçim derdiydi. 2024 yerel seçimlerinden sonra gündem bir süreliğine ekonomiyi ön sıraya taşıdı. Fakat 2025’in başından itibaren CHP’li belediyelere yapılan operasyonlar, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, CHP’ye açılan davalar ekonomiyi bir anda gündemin dışına itti.
Hiç şüphesiz, ortaya çıkan bu siyasi gerginlik belirsizlikler içerdiği ve güven ortamını bozduğu için gündemde geriye ittiği ekonomiyi de olumsuz etkiliyor. Hafta başında CHP’nin başına kayyum atanması kararının çıkması ihtimaline karşı piyasalar gergindi. Bununla birlikte TCMB’nin geçen hafta sonu 250 puanlık bir indirim yapması, duruşmanın pazartesi günü olması piyasaları aşırı yormayacak bir kararın çıkacağı umudu da yaratmıştı. Mahkemenin davayı 24 Ekim tarihine ertelemesi piyasalar için ehven-i şer bir karar oldu. Bununla birlikte, bu erteleme belirsizliğin sürmesine yol açacak.
Bizde bir söz vardır: Mahkemeye verdiğimiz kişiye “Seni mahkûm ettireceğim” demeyiz. “Seni mahkemelerde süründüreceğim” deriz. Aslında şikâyet ettiğimiz kişiyi uzayıp giden ve belirsizlikle yıpratan bir süreçle cezalandıracağımızı ifade etmiş oluruz. Davanın hukuken çok tartışmalı olması da güvensizliği ve belirsizliği daha da körüklüyor. CHP davasının ertelenmesi tabii CHP için böyle tedirgin edici bir belirsizlik yaratacak ama aynı zamanda bu süreç piyasaların da kafasını meşgul eden bir soru işareti olarak kalacak. Güven ortamı bir sonraki mahkeme kararına göre yine yıpranacak.
Borsa şimdilik geçici bir nefes aldı, ama tedirginlik sürüyor. Döviz kuru şimdilik rezervlerin desteğiyle sakin, fakat gerginlik arttıkça bu sakinliğin sürdürülemeyeceği ortada. Risk primi düştü ama düşüşün nedeni güven değil, sadece davanın ertelenmiş olması. Piyasaların genel olarak verdiği mesaj şu: “Ne olacağını bilmiyoruz, o yüzden beklemedeyiz.”
Fidyeyi kim ödüyor?
Bu siyasi gölge oyunlarının bedelini yine vatandaş ödüyor. Enflasyon hâlâ yüksek. Maaşlı kesim, dar gelirli haneler her ay biraz daha fakirleşiyor. Ev kiraları, mutfak masrafı, faturalar… Hayat, sokaktaki insan için giderek daha pahalı hale geliyor. Ama gündemimizde ne var? Butlan mı, değil mi? İhtiyati tedbir alır mı? O hangi hamleyi yaptı? Bu nasıl karşılık verdi? Tutuklandı mı? Serbest mi bırakıldı?
Türkiye ekonomisi yıllardır kronik sorunlarla boğuşuyor: yüksek enflasyon, işsizlik, düşük üretim, borç yükü… Bu sorunların çözümü için siyasi irade, istikrar ve güven ortamına ihtiyaç var. Siyasi gerginlik ise en son ihtiyaç duyacağımız şey. Mevcut tablo sürerse ne yatırım gelir ne güven oluşur ne de vatandaşın yükü hafifler.
Ekonominin en önemli gündem maddesi olması iktidar için de çok önemli
Ekonomistlerin “CHP’nin dava takvimini takip etmekten ekonomik veri ve gelişmeleri takip edemez hale geldik” diye sızlandıkları bir ortam yaratmak sadece ekonomistler veya ekonomik sorunlarla boğuşan vatandaşlar ya da firmalar için değil iktidar için de kötü. İktidar siyaseti ekonominin önünden çekmeli ve ekonomiyi yeniden ülkenin birinci gündem maddesi yapmalı. Bunun için, davaları siyasetin değil hukukun konusu olarak görerek kendi akışına bırakmalı, enflasyonu kalıcı biçimde düşürebilecek ve yatırımcılara güven verecek politikaları öne çıkarmalı, şeffaflık ve öngörülebilirliği sağlayarak piyasalara güven vermeli. Çünkü vatandaşın asıl gündemi siyasi kavgalar değil, geçim derdi. Bu gerçeği bugün görenler ve buna göre davrananlar yarının kazananları olacaktır.





