Enflasyon, hayat pahalığı, faizler, borsa, kurlar, işsizlik, büyüme … Ekonomi tartışmalarında herkesin dikkati bu göstergelerde. Ancak bu göstergelerin perde arkasındaki en kritik dinamiklerden biri olan dış ticaretimizin (mal ticareti) hak ettiği ilgiyi gördüğü pek söylenemez. Oysa Türkiye’nin dış ticaret serüveni kur seviyesinden enflasyona, enerji faturalarından cari açığa kadar pek çok kritik faktör ile ilişkilidir. Daha açık söylemek gerekirse, Türkiye’nin dış ticareti sofradaki ekmeğimizden çocukların okul masrafına kadar uzanan bir etkiye sahip.
Bugünün dış ticaret rakamları uzun bir geçmişin mirası. Bu geçmişi iyi anlamadan bugün hakkında sağlam değerlendirmeler yapabilmek veya geleceğe dönük isabetli öngörülerde bulunabilmek pek mümkün değil. En azından bu yüzyılın başından bu yana Türkiye’nin dış ticaretinin nasıl bir serüven yaşadığını kabaca anlayabilmek değerlendirmelerin ve öngörülerin daha güçlü hale gelmesine katkı sağlayacaktır.
Türkiye ekonomisi bu yüz yıla pek çok ekonomik sorunla birlikte girdi. Yenilenen iktidar ve iktisat politikaları, özellikle ilk on yılda pek çok ekonomik performans göstergesinin iyileşmesinin yolunu açtı. Dış ticaretin performansı ise 10 yıl ile sınırlı kalmadı; aşamalı olarak
Grafik 1: Türkiye’nin Dış Ticareti ve Dış Ticaret Açığı

Kaynak: TCMB
12
bugüne kadar büyüyerek geldi. 2000 yılında 27,7 milyar dolar olan ihracat 2024 yılında 261,7 milyar dolara ulaşırken; aynı dönemde ithalat da 54,5 milyar dolardan 344 milyar dolara yükseldi. Son yıllarda ihracatçıların döviz kurlarının baskı altında tutulmasına yönelik yoğun şikayetleri olsa da ihracat hız kesmeden büyümeye devam etti. İthalatın da büyümesi ise doğal olarak dış ticaret açığı ile ilgili endişeleri beraberinde getirdi. Bununla birlikte, Türkiye’nin ihracat ve ithalat rakamlarının artışı Türkiye’nin dışa açıklığının güçlendiğinin ve halkın refah seviyesinin yükseldiğinin önemli bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
2000 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 50 civarındayken bu oran o yıldan sonra hiçbir zaman yüzde 60’ın altına düşmediği gibi 2019 ve 2021 yıllarında yüzde 80’nin üzerine çıkabilmiştir. Türkiye artık bu oranın sürekli olarak yüzde 80’nin üzerinde kalmasını hedeflemelidir. Grafik 2’de 2000-2025 yılları arasında ihracatın ithalatı karşılama oranına yer verilmektedir.
Grafik 2: İhracatın İthalatı Karşılama Oranı

Bir ülkenin dış ticaretinin durumunu anlamak için takip edilmesi gereken önemli göstergelerden biri de söz konusu ülkenin dünya mal ticareti içinde aldığı paydır. Türkiye bu alanda da yüzyılın başına göre daha iyi bir noktadadır. Bir zamanlar (1970-1980) Türkiye’nin dünya
Grafik 3: Türkiye’nin Dünya Mal İhracatındaki Payı

Kaynak: T.C. Ticaret Bakanlığı
İhracatındaki payı yüzde 0,20’nin altındaydı. 1980 yılında başlatılan Türkiye’nin dışa açılma hamlesi ile birlikte 2000’li yıllara kadar söz konusu oran yüzde 0,40’ın üstüne çıktı. 2000’li yıllarda ise Türkiye’nin dünya ticaretindeki payı yeni bir hamleyle dünya ihracatının yüzde 1’inin üzerine çıktı.
Sonuç olarak, 2000’li yıllardan günümüze Türkiye’nin dış ticaretindeki gelişmeler, ekonominin genel seyrini anlamak için kritik bir pencere sunmaktadır. İhracat ve ithalattaki artışlar, bir yandan dışa açıklığın ve üretim kapasitesinin güçlendiğini gösterirken, diğer yandan cari denge ve kur politikaları gibi kırılganlık alanlarını gündemde tutmaktadır. Türkiye’nin dünya mal ticaretindeki payını artırması önemli bir kazanım olmakla birlikte, sürdürülebilir büyüme için ihracatın ithalatı karşılama oranını kalıcı biçimde yüksek seviyelerde tutmak ve katma değeri yüksek üretime yönelmek zorunludur. Bu bağlamda, dış ticaret politikaları yalnızca rakamlara değil, uzun vadeli ekonomik istikrar ve toplumsal refah hedeflerine hizmet edecek şekilde tasarlanmalıdır.





