Ekonomide kimi kavramlar vardır; teoride duyarsınız, pratikte karşınıza fatura olarak çıkar. “Yoğunlaşma” bunlardan biridir. Bir sektörün giderek az sayıda büyük oyuncunun elinde toplanmasıdır. Küçükler ezilir, rekabet kâğıt üzerinde kalır. Fotoğraf böyledir.
Ama asıl mesele fotoğraf değil, davranıştır. Bu tabloyu iktisat kitapları “oligopol” diye tanımlar. Yani birkaç büyük oyuncu, fiyatı ve piyasayı fiilen belirler. Rekabet eden değil, örtük biçimde anlaşan bir piyasa doğar. Fiyatlar düşmez, hep birlikte yükselir. Tüketicinin seçenekleri yok olur, serbest piyasa ise bir illüzyona dönüşür.
Bugün Türkiye tam da bu durumun içindedir.
Özellikle beslenme, barınma ve vergi adaleti boyutunda oligopolleşmenin etkisi büyüktür.
Gıda perakendede ilk beş oyuncunun pazar payı yüzde 80’i aşmıştır. Rekabet ediyormuş gibi duran, aslında fiyatları birbirine paralel hareket eden zincirler. Tesadüf mü? Elbette değil. Bu tablo kartel tadında bir oligopoldür. Raflarda aynı fiyatı görmeniz, serbest piyasa başarısı değil; tam tersine rekabetin mezar taşıdır.
Kira piyasası resmî istatistiklerde heterojen görünür. Çünkü mülk sahipleri bireydir. Ama büyükşehirlerde tablo bambaşkadır: Onlarca, yüzlerce daireyi elinde tutan konut ağaları vardır. Fiilen oligopol gibi davranırlar. Kira artışları birbirine paralel gider, alternatif kalmaz. Sosyal konut yok, arsa politikası çarpık, krediler pahalı. Sonuç? Kiralar topluca fırlar. Enflasyonun en acımasız taşıyıcısı olur. Gelir dağılımını bozar, orta sınıfı ezer, barınma hakkını ortadan kaldırır.
Bir de KÖİ projeleri… Köprüler, otoyollar, şehir hastaneleri… Hep aynı şirketler, hep aynı garantiler. Rekabet yok, risk yok. Geçiş sayısı tutmazsa farkı devlet öder; hasta gelmezse farkı devlet öder. Yani vatandaş vergisini ödediği yetmezmiş gibi bir de “garantili oligopol”e sponsor yapılır. Kamu bütçesi, enflasyonun yeni yakıtı olur.
Bu düzeni bozacak tek kurum var: Rekabet Kurumu. Peki nerede? Kâğıt üstünde soruşturmalar, pratikte sessizlik… Siyasi baskılar mı, büyük oyuncuların dokunulmazlığı mı, yoksa irade eksikliği mi? Ne olursa olsun sonuç aynı: Kurum hakem değil, izleyici. Oysa görevi tam tersiydi. Türkiye bu yüzden “oligopoller cenneti”ne dönmüş durumdadır.
Bugün Türkiye’de enflasyonun yapışkan olmasının nedenlerinden biri de rekabetten uzak piyasa yapısındadır. Yoğunlaşma zemini hazırlamış, oligopol kuralları koymuş, devlet seyirci kalmıştır.
Merkez Bankası faizi artırır, ama oligopol fiyatların artış hızı durmaz. Rekabet mekanizması yoksa, enflasyonla mücadele zaten başlamadan kaybedilmiştir.
Formül nettir: Yoğunlaşma ve oligopol beraberce fahiş fiyatlara ve yapışkan enflasyona neden olur. Bu tablo değişmedikçe, tüketicinin kaderi fahiş fiyatlara, devletin kaderi ise başarısız enflasyon politikalarına mahkûm kalacaktır.
Sevgi ve vicdanla kalın…
Prof. Dr. Soner GÖKTEN





