Türkiye’nin en sevilen ve en işlek açık hava pazarlarından biri olan Karşıyaka Bostanlı Pazarı (BOSPA), yıllardır her çarşamba günü hem ilçenin ekonomisine canlılık katıyor hem de uygun fiyatlı, taze ve çeşitli ürünleriyle adeta bir çekim merkezi haline gelmiş durumda. Geçtiğimiz Ekim ayında Karşıyaka Belediyesi ve Kent A.Ş. tarafından yapılan duyuruyla pazarın cumartesi günleri de açılarak tekstil, el sanatları, hediyelik eşya gibi farklı ürün gruplarına yer verileceği açıklandı. Açıklamada, elde edilecek gelirin öncelikli olarak Kent A.Ş. çalışanlarının biriken maaşlarının ödenmesinde kullanılacağı özellikle vurgulandı.
Ne yazık ki proje, pazarcı esnafının yer tahsisi, pazarın kimliği ve mevcut düzenin değişeceği endişeleriyle güçlü bir tepkiyle karşılaştı. Bu tepkiler zaman zaman gergin görüntüleri gözler önüne getirdi. Sonuçta belediye yönetimi, esnafı ve kamuoyunun baskıları karşısında cumartesi pazarı uygulamasını geri çekme kararı aldı. Yaşanan süreç, iyi niyetle atılmış bir adımın bile çok dikkatli iletişim ve katılımcı bir planlama gerektirdiğini bir kez daha gösterdi.
BOSPA olayı ile gündeme gelen, personelinin ücretlerini ödeme güçlüğü çeken Kent A.Ş., hisselerinin %96’sı Karşıyaka Belediyesi’ne ait olan bir belediye iştiraki. Şirket; restoran, kafe ve sosyal tesisler gibi geniş bir yelpazede faaliyet yürütüyor. Belediye şirketlerinin temel varlık nedeni kâr değil, halka uygun fiyatlı ve erişilebilir hizmet sunmaktır. Bu nedenle belirli miktarda zarar açıklamaları, sosyal belediyecilik anlayışının doğal bir sonucu olarak görülebilir ve çoğu zaman kabul edilebilir.
Ancak zararların boyutu ve sürekliliği dikkatle izlenmeli. Sayıştay’ın 2023 düzenlilik denetim raporuna göre Kent A.Ş., 2014-2023 döneminde her yıl ortalama 1,5 milyon ila 6 milyon dolar civarında zarar açıklamış. Bu rakamlar, yıllık bütçesi birkaç milyar TL olan bir ilçe belediyesi için oldukça yüksek seviyelerde. Özellikle son yıllarda personel maaşlarının birkaç ay gecikmeli ödenebilmesi, hem çalışanlar için ciddi bir mağduriyet yaratıyor hem de şirketin mali yönetiminde daha etkin yöntemlere ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.
Şirketin internet sitesinde şu anda yönetim kurulu üyelerinin özgeçmişleri, detaylı faaliyet raporları, bağımsız denetimden geçmiş bilanço ve gelir tabloları, yapılan ihale ve doğrudan temin bilgileri gibi temel dokümanlara ulaşmak mümkün değil. Bu durum, belediye meclis üyelerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların şirketin performansını sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini zorlaştırıyor. Oysa şeffaflık, sadece bir “iyi niyet” meselesi değil, aynı zamanda kamu kaynaklarının doğru kullanıldığına dair güvenin temel taşıdır.
Karşıyaka, Türkiye’nin eğitim seviyesi, gelir düzeyi, sivil toplum bilinci ve yerel medya duyarlılığı en yüksek ilçelerinden biri. Yüzlerce STK, sosyal medya ve yerel basın oldukça etkili. Böylesine güçlü bir kamuoyu denetim potansiyeline sahip bir ilçede bile belediye şirketlerinin mali tablolarına ve karar alma süreçlerine tam anlamıyla erişilemiyorsa, ülkemizin diğer bölgelerinde durumun çok daha zor olduğunu tahmin etmek zor değil. Anadolu’nun birçok ilçesinde yerel basın daha sınırlı, sivil toplum daha az örgütlü, vatandaşların ise günlük geçim kaygılarının ağır bastığı bir ortam mevcut. Bu koşullarda belediye şirketlerinin denetimi ve hesap verebilirliği daha da zayıf kalabiliyor.
Belediye şirketlerinde yaşanan sorunlar sadece Karşıyaka’ya özgü değil. Türkiye genelinde 250 civarında belediye şirketi bulunuyor ve birçok araştırma bu şirketlerin önemli bir kısmının kronik zarar açıkladığını, bazılarının ise borçlarının varlıklarını aştığını gösteriyor. Bu durum, kaynakların verimsiz kullanıldığına ve yerel yönetimlerin yatırım kapasitesinin azaldığına işaret ediyor.
Ne yapmalı?
Tüm belediye şirketleri, her yıl nisan ayı sonuna kadar bir önceki yılın bağımsız denetimden geçmiş finansal tablolarını, faaliyet raporlarını, yönetim kurulu üyelerinin özgeçmiş ve ücretlerini, yapılan tüm ihale ve doğrudan teminleri, imzalanan önemli sözleşmeleri kendi internet sitesinde yayımlamakla yükümlü olmalı. Bu yükümlülük belediyelerin inisiyatifine bırakılmamalı, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda net bir maddeyle düzenlenmeli.
Şu anda bazı belediye şirketlerinde gereğinden daha kalabalık yönetim kurulları görülebiliyor. Bu hem maliyet yaratıyor hem de karar alma süreçlerini yavaşlatıyor. Yönetim kurulları en fazla 5-7 kişiden oluşmalı; üyelerin ilgili alanda akademik veya meslekî deneyimi bulunmalı ve öz geçmişleri kamuoyuyla paylaşılmalı.
Belediye şirketleri yalnızca belediyecilikle doğrudan ilişkili alanlarda (temizlik, toplu taşıma, sosyal tesis, kültür-sanat, spor, halk ekmek vb.) faaliyet göstermeli. Gayrimenkul geliştirme, turizm yatırımı, büyük ölçekli ticari proje gibi yüksek riskli alanlardan uzak durulmalı ya da bu tür projeler ancak meclis onayı ve halkın bilgisi dahilinde yapılmalı.
Her tesis (kafe, düğün salonu, spor kompleksi vb.) için ayrı maliyet analizi yapılmalı. Sürekli zarar eden birimler için “küçültme-kapatma-yeniden yapılandırma” seçenekleri masaya yatırılmalı, duygusal değil rasyonel kararlar alınmalı.
Sayıştay’ın belediye şirketlerini denetleme yetkisi genişletilmeli, her şirket yılda en az bir kez bağımsız dış denetime tabi tutulmalı ve bu raporlar kamuoyuyla paylaşılmalı.
Sonuç olarak, belediye şirketleri modeli Türkiye’de yerel hizmetlerin daha esnek ve hızlı sunulması için önemli bir araç olarak doğdu. Ancak mevcut işleyişiyle sürdürülebilirlikten uzaklaştı. Şeffaflık, profesyonellik ve hesap verebilirlik ilkeleri yeniden merkeze alındığında, bu şirketler hem halka daha iyi hizmet sunabilir hem de kamu kaynaklarını daha verimli kullanabilir. Karşıyaka’da başlayan bu tartışma, Türkiye’deki tüm belediyeler ve belediye şirketleri için bir fırsat. Yerel yönetimlerimizi ve belediye şirketlerini daha şeffaf, daha hesap verebilir ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmak mümkün. Yeter ki iyi niyetle, katılımcı bir şekilde ve ortak akılla hareket edilsin.