2026’ya Girerken Türkiye’nin Üç Büyük Sınavı

Dr. Şebnem BaltaAkman Yazdı: Türkiye’nin 2026’ya girerken en kritik üç kavramla yüzleştiğini vurguluyor: Entegrasyon, liyakat ve ahlaki dönüşüm. Yapay zekâ çağının eşiğinde ülkenin kaderini gençlik ve eğitim belirleyecek.

Dr.Şebnem Akman Balta

TÜRKİYE’NİN 2026 yılına girerken 3 anahtarı var ; ENTEGRASYON & LİYAKAT & AHLAK

Ülkemizde ekonomik kriz hız kesmeden devam ederken, demografik ve sosyal yapıda değişim derinleşirken ayrıca en büyük değişim yapay zekâyla şekillenip teknolojik devrim hız kazanırken bu yılın kelimesi sizce ne olmalı?
İngiltere, 2026’nın kelimesini “Parasosyal” olarak seçti.
Parasosyal etkileşim veya marka iletişimi aslında ekranlar aracılığıyla Youtube fenomenlerine, program sunucularına veya instagram’daki influencer veya iş insanlarına karşı duyulan tek taraflı hayranlık.
Artık markalar bu bağı profesyonel bir pazarlama tekniğine dönüştürmüş durumdalar. Sosyal medyanın yüzde 70 penetrasyonla kullanıldığı bizim gibi toplumlarda bu yöntem en güçlü algı yönlendirme mekanizması.

Amerika ise güçlü ekonomisinin ve teknolojinin sağladığı özgüvenle daha içe dönük bir yıl planlıyor. Politik gerilimler çok etkilemese de en öncelikli konusu Çin ile teknoloji üretim yarışı ve sosyolojik olarak ülke içerisinde yeni neslin beklentileri transgender hakları, LGBT+ bireylerin hakları ve “gender ideology” (‘cinsiyet ideolojisi’) tartışmaları yeni neslin beklentilerine yönelik toplumsal gündemi politik gündemi belirliyor.

Peki ya Türkiye?
Dünya ile entegrasyon mu öncelikli, yoksa liyakat mı aslında en önce ahlaki çürümemi konumuz?
Aslında cevabı üçüzler olmalı ve tam da bu yüzden bu üç kelime Türkiye açısından 2026’nın ruhunu en iyi anlatan kelimeler.

Geçen yazımda “Dünyaya yakın gözlüklerle bakalım” demiştim.
Bu kez o gözlüğe bir de stetoskop ekleyelim ve her kıtanın kalbini derinden dinleyelim.

Almanya, 2026 yılı için kelimesini seçti “Yapay Zeka Çağı”
2020’de katıldığım bir seminerde Cem Say Hoca’nın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor;
“Beş yıl içinde çok şey değişecek ama on yıl sonra hiçbir şey aynı olmayacak.”
Bilim yanılmadı, şu an hiç bir şey aynı değil devinim çok hızlandı. Rekabet çok sert ilerliyor.

Şimdi Türkiye’nin Dünya Ekonomik Forumu 2025 rekabetçilik profiline merceğimizi takıp bakalım;
Önceliği neden rekabetçilik profili olarak aldığımı belirtmek isterim; rekabet edemeyen var olamaz. Rekabet için de kalifiye ve inovatif bir genç nesil şart tabii bu yeni nesil de ahlaki çürümenin düzelmesi için kronizm ve nepotizmin son bulmasına bağlı. Gençlik evde neyi görürse onu uygular.

Yeni Nesil için eğitim devrimi yapılmadan hiçbir kriz çözülemez…

Anaokulundan itibaren değerler eğitimi, üretim bilinci, ev ekonomisi, yapay zekâ okuryazarlığı, algoritma ve güvenlik kültürü müfredata entegre edilmediği sürece hiçbir şey değişmez.

Nepotizmi bitirmenin tek yolu ise ahlaki değerler dünya ile entegre olmuş bir eğitim sistemi.
İlkokuldan itibaren başlayan 10 yıllık bilinç dönüşümü olursa bu toplumu baştan aşağı yenileyebiliriz.

Türkiye’de hükümet aile yılı belirlemişti ve üzülerek aile yılı içerisinde yaşadığımız olaylara bakalım;

Toplumsal çürüme bizim bütün bu olaylara günlük haber değerinde bir akış gösteriyor ama bu ahlaki çöküşü daha yoğun bir değerlendirmeye almalı bakanlar kurulu düzeyinde adalet bakanlığı aile bakanlığı ve eğitim bakanlığı arasında bir çalışma gerektirmektedir.

Ahlaki çöküşte sınıfsal imkânların eşitsizliği konuşulmalı, eğitim yarışının başlangıç çizgisi her çocukta farklı yerde başlayıp farklı yerde bitiyor. Devlet okullarındaki yüz binlerce çocuk için ağır sınıfsal bariyerler olmasından dolayı bitiş çizgisini göremiyorlar ve toplumda görünmez oluyorlar.Toplumda görünür olmak içinde mafya ortamlarının kucaklarına koşuyorlar.

Bir çocuğun kaderini yeteneği değil, ailesinin ekonomik seviyesi ve değer yargıları belirliyor.
Bu da eğitimdeki fırsat uçurumunu büyüterek dünya arenasından çekiliyoruz. Pisa testinde son sıralar oynuyoruz.

Eğitimdeki çöküş, ahlaki çöküşü de tetikliyor.

İktidarın denetim mekanizmasındaki çatlaklardan su alıyor.

Muhalefet denetim mekanizmalarına karşı gereken muhalefeti yapamıyor, hala siyasi yaklaşım toplumsal yaklaşımın önünde ilerliyor ve elle tutulur gözle görülür vaatler olmayınca halk yine bildiği şarkıyı söylemeye devam etme eğiliminde ilerliyor.

Muhalefete önerim; Ülkeyi yönetecek cumhurbaşkanı adayı ülkenin en iyi üniversitelerinden birinden mezun olmuş su götürmeyen, akılda soru bırakmayan bir aday olarak belirlenerek seçim yolculuğunu siyasi değil sosyolojik toplum yapısı minvalinde yürütmelidir.

Talebini yüksek sesle bildirmeyen halkın kaderi üçüncü Dünya ülkesi olmaktır.

YZ devriminin tüm dengeleri değiştirmesine yalnızca dört yıl kalmışken ezber bozalım…

Ekonomi formunda Türkiye’nin rekabetçi profiline baktığımda;

Makroekonomik kırılganlık ve enflasyon çok yüksek, hukuka güven zayıf, kurumsal kalite düşük üretim potansiyeli mevcut genç nüfus yüksek. Yani gördüğünüz üzere elimizdeki tek hazine gençlik.

Dünya hızla yaşlanıyor ve yeni ittifakların ve yeni fay hatlarının eşiğinde. Türkiye bölgesinde sadece figüran olmadan Amerika gibi iç politikaya yoğunlaşarak ve sosyolojik olarak kimlik bunalımını hızla çözmeli ve yüzünü kıtalara çevirmeli.

YZ (Yapay Zeka) çağını da kaçırırsak hangi çağı yakalamaya çalışacağız?

Exit mobile version