İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) kredi kartı limitlerine ilişkin düzenlemesini Paramedya Genel Yayın Yönetmeni’nin soruları üzerine değerlendirdi.
Aran, düzenlemenin hayata geçirilmesinin üç ay ertelenmesi nedeniyle kamuoyunda tartışmanın şimdilik geri planda kaldığını belirterek, kararın arka planında düşük gelir grubuna gelirle orantısız şekilde yüksek limit verilmesi ve bankalar arasında “limit artırma yarışı” bulunduğunu ifade etti.
“Gelirle orantısız limit ve dolandırıcılık riski”
Aran’a göre düzenleyicinin temel yaklaşımı şu: Geliri 40-50 bin lira olan bir kişiye 400-500 bin lira seviyesinde kart limiti tanımlanması, hem sosyal açıdan sorun yaratıyor hem de dolandırıcılık vakalarında yüksek tutarlı kayıplara yol açabiliyor.
“Belki müşteri kendi gelir disiplini içinde kalıyor. Ancak verilen yüksek limit nedeniyle bir dolandırıcılık durumunda kullanılmayan kısım da risk haline geliyor” diyen Aran, bu nedenle limitlerin gelirle daha uyumlu hale getirilmesinin amaçlandığını söyledi.
KKB uygulaması limit yarışını tetikledi
İki yıl önce KKB notu (Kredi Kayıt Bürosu verileri) esas alınarak benzer bir çerçeve getirildiğini hatırlatan Aran, uygulamanın pratikte bankalar arasında limit artırma yarışına dönüştüğünü belirtti.
Aran’ın verdiği bilgiye göre süreç şöyle işliyor: Her bankanın kendi gelir tahmin modeli bulunuyor. İlk limit artıran banka, kendi modeline göre üst sınıra kadar çıkabiliyor. Sonraki bankalar, KKB ekranında “maksimum limite ulaşılmış” uyarısıyla karşılaşıyor. Bu durumun özellikle enflasyon verilerinin açıklandığı günlerde, maaş artış dönemlerinde ya da gelir artışı beklentisi oluşan zamanlarda bankalar arasında hızlı limit güncellemelerine yol açtığını ifade eden Aran, bunun genel olarak limitlerin yukarı yönlü hareket etmesiyle sonuçlandığını kaydetti.
Aran, sektör genelinde yüksek gelir tahmini yapıldığı yönünde bir algı olduğunu, ancak bazı durumlarda bankaların müşterinin gerçek gelirinin altında tahminde bulunabildiğini de vurguladı.
BDDK’nın “boşta limit” tespiti
Aran, BDDK’nın kart limitlerinin ortalama yalnızca yüzde 20’sinin kullanıldığı, yüzde 80’inin ise boşta kaldığı yönündeki tespitine dikkat çekti. Düzenlemenin, kullanılmayan limitlerin kademeli olarak geri alınmasını öngördüğünü söyledi.
BDDK’nın yaklaşımını üç başlıkta özetleyen Aran şu bilgileri verdi:
- 400 bin liranın altındaki limitlere müdahale yok.
- 400-750 bin lira arası limitlerde, müşterinin bugüne kadarki en yüksek harcama seviyesi esas alınacak; bu seviyenin üzerindeki kısmın yüzde 50’si azaltılacak.
- Örnek: 750 bin lira limiti olan ve en fazla 350 bin lira harcama yapmış bir müşteride 400 bin liralık fark oluşuyor. Bunun 200 bin lirası düşülerek limit 550 bin liraya indiriliyor.
- 750 bin lira üzerindeki limitlerde, kullanılmayan kısmın yüzde 80’i azaltılacak.
- Örnek: 2 milyon lira limitli ve en fazla 400 bin lira kullanmış bir kartta kalan 1 milyon 600 bin liranın yüzde 80’i (1 milyon 280 bin lira) düşülerek toplam limit 720 bin liraya çekiliyor.
“Düzenleme ihtiyacı doğduysa eksik var”
Risk yönetiminin bankalara bırakılması gerektiği yönündeki soruya Aran, özeleştirel bir yanıt verdi:
“İğneyi başkasına batırmadan önce çuvaldızı kendine batırmak gerekir. Demek ki bankalar olarak görevimizi tam yapamamışız ve bir düzenleme ihtiyacı doğmuş.”
Aran, tüm bankalar limit tahsisini gelir ve risk analizine tam uyumlu şekilde yürütmüş olsaydı bu tür bir düzenlemeye ihtiyaç kalmayabileceğini söyledi.
200 liralık en yüksek banknot ve operasyonel yük
Aran, kredi kartı limit tartışmasının nakit dolaşımı ve banknot yapısıyla da bağlantılı olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de en yüksek banknotun 200 lira olduğunu hatırlatan Aran, bu durumun bankalar üzerinde ciddi operasyonel yük oluşturduğunu belirtti.
ATM’lere para yükleme, gişelerde nakit sayımı ve günlük para çekme limitlerinin fiziksel olarak taşınmasının hem zaman hem güvenlik açısından sorun yarattığını dile getiren Aran, “Kart limitini de düşürdüğünüzde konu çok daha görünür ve tartışmalı hale geliyor” dedi.
Kredi kartı gibi sosyal hayatın merkezinde yer alan bir alanda yapılacak düzenlemelerin tüm boyutlarıyla, soğukkanlı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Aran, sektör olarak bu değerlendirmeleri yaptıklarını ifade etti.






