Türkiye’de konkordato dosya sayıları son yıllarda hızla arttı.
• 2023: 1.516 dosya
• 2024: 3.497 dosya
• 2025: 6.361 işlem gören dosya
Bu tablo bize çok net bir şey söylüyor:
Türkiye’de birçok şirket nakit akışını yönetemiyor.
Şirketler büyümeye odaklanıyor.
Ciro artıyor.
Kapasite büyüyor.
Yeni yatırımlar yapılıyor.
Ama konu nakit yönetimi ve finansal risk yönetimi olduğunda aynı disiplin çoğu zaman yok.
35 yıllık bankacılık hayatımda gördüğüm en net gerçek şu:
Şirketler kârdan değil, nakitsizlikten batar.
Bir başka yanlış algı da konkordato konusunda.
Bazıları konkordatoyu bir korunma kalkanı gibi görüyor.
Gerçekte ise çoğu zaman itibar kaybının başlangıcıdır.
Çünkü konkordato ilan eden bir şirket için:
• Bankalar hızla mesafe koyar
• Yeni kredi kanalları büyük ölçüde kapanır
• Tedarikçi güveni zedelenir
• Piyasada “riskli firma” etiketi oluşur
Daha da düşündürücü olan konu;
Birçok konkordato başvurusu gerçekten son çare olduğu için değil,
panik halinde yapılan başvurular.
Bazı avukatlar ve danışmanlar şirketleri hızla konkordato sürecine yönlendiriyor.
Ama çoğu zaman ortada gerçek bir risk yönetimi analizi bile yok.
Oysa iyi yönetilen bir şirkette şu sorular sürekli sorulur:
• Nakit akışı kırılırsa ne yaparız?
• Finansman kanalları daralırsa planımız ne?
• Kur, faiz ve tahsilat riskini nasıl yönetiyoruz?
Bu sorular sorulmadığında konkordato bir çözüm değil, gecikmiş bir sonuç oluyor.
Bugün artan konkordato sayıları bize şunu gösteriyor;
Türkiye’de şirketlerin bir kısmı büyümeyi öğrenmiş olabilir.
Ama henüz yeterince risk yönetmeyi öğrenmiş değil.
Ve unutmayalım:
Konkordato çoğu zaman bir çözüm değil,
yanlış yönetilen risklerin geç gelen itirafıdır.