Kontrolmatik hisselerine yönelik tartışmalar aslında yeni değil. Şirketin halka arzından bu yana hissede yaşanan sert yükselişler, kurumsal satışlar ve piyasa hareketleri uzun süredir yatırımcıların gündeminde yer alıyor.
Halka arz sonrası hisse fiyatındaki hızlı yükselişin ardından yapılan kurumsal satışlar o dönemde de dikkat çekmişti. Kısa sürede katlanan bir hisseyi hangi “kurumsal yatırımcının” hangi gerekçeyle aldığı sorusu piyasalarda sıkça dile getirilmişti.
Şirketin hikâyesi; halka arz, fon girişleri ve MSCI süreciyle birlikte yeniden yazıldı. Bu süreçte uzaya robot gönderme, batarya üretimi ve robot teknolojileri gibi projeler yatırımcıya anlatılan büyüme hikâyelerinin merkezine yerleştirildi.
Eleştirilerin odağındaki temel konu ise şirket değerinin artırılması üzerinden hisse fiyatının yukarı taşınması ve Borsa İstanbul yatırımcısının yeni “manipülasyon aparatlarıyla” tanıştırıldığı iddiası oldu.
Özellikle “kurumsal satış” modeli, piyasada son dönemin en çok tartışılan başlıklarından biri hâline geldi.
İzahnamedeki taahhütlerin ne ölçüde yerine getirildiği de yatırımcıların sorguladığı konular arasında yer aldı. Piyasada; halka arz gelirlerinin faiz gelirinde kullanıldığı, şirket hisselerine yönlendirildiği ve bazı piyasa oyuncularıyla ortak hareket edildiği yönünde çeşitli iddialar dolaştı.
Borsa kulislerinde uzun süredir Sami Aslanhan’ın bazı piyasa oyuncularıyla birlikte hareket ettiği konuşuluyordu. Bu iddiaların bir kısmı çeşitli şirket işlemleri ve KAP açıklamalarına da yansımıştı.
Beşiktaş, Derhl ve farklı hisselerde adı geçen yapıların yanında, Sami Aslanhan ve Kontrolmatik Teknolojileri’nin Emek Elektrik (EMKEL) şirket kartında yer aldığı görülüyordu. Daha sonra EMKEL hisselerinin Sami Aslanhan’dan Kontrolmatik Teknolojileri’ne devredildiği belirtilmişti. EMKEL şirket kartına göre Kontrolmatik Teknolojileri’nin ortaklık payı yüzde 19,41 seviyesinde bulunuyor.
Piyasadaki en büyük soru ise şu oldu:
“Patron, halka arzdan gelen kaynağı borsada mı kullandı?”
Bu iddiaların gerçek olup olmadığına ilişkin değerlendirmeyi yapacak merci elbette Sermaye Piyasası Kurulu (SPK).
Ancak mevcut tablo yatırımcı cephesinde ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Şirketin halka arz ve ortak satış yoluyla yaklaşık 150 milyon dolar kaynak sağladığı, buna ek olarak tahvil ihracıyla da yaklaşık 20-30 milyon dolar daha fon topladığı ifade ediliyor.
Bunun yanında SPK’nın 18 Şubat 2026 tarihinde şirkete 9,5 milyar TL’lik tahvil ihraç tavanı onayı verdiği biliniyor.
Gelinen noktada ise piyasada şu sorular öne çıkıyor:
- Satılacak hisse kalmadı mı?
- Tahvil geri ödemelerinde sorun mu yaşanıyor?
- Şirket borç yükünü nasıl çevirecek?
Tahvil temerrüdü sonrası yatırımcı, tahvil alacaklıları, bankalar ve tedarikçiler arasında ciddi bir tedirginlik oluşmuş durumda.
Piyasada çok sayıda iddia dolaşıyor:
- Tera’nın sürece dahil olacağı,
- Bankalarla yeniden yapılandırma yapılacağı,
- Güçlü bir holdingin şirkete ortak olacağı.
Ancak resmî taraftan net bir açıklama gelmemesi, söylentilerin daha da büyümesine neden oluyor.
Tahvil temerrüdüyle birlikte şirket etrafında oluşturulan “altın hikâyelerin” önemli ölçüde sorgulanmaya başlandığı görülüyor.
Şimdi yatırımcı şu sorulara yanıt arıyor:
- Şirket borçlarını hangi varlıklarla ödeyecek?
- Pomega, Progressive ve PlanS tarafında güncel mali veriler ne durumda?
- Bağımsız denetim şirketi Güreli, bu hızlı mali bozulmaya ilişkin nasıl bir değerlendirme yapacak?
- Tahvil alacaklıları kimler?
- Tera veya başka bir grup devreye mi girecek?
- Bankalarla yeniden yapılandırma görüşmeleri yapılıyor mu?
Bu soruların SPK ve ilgili kurumlar tarafından net biçimde yanıtlanmaması hâlinde, “yeni nesil halka arzlar” tartışmasının daha da büyümesi bekleniyor.
Piyasada oluşan bilgi boşluğu ise söylentilerle dolduruluyor. Şirketin tahvil geri ödemelerinde yaşanan sorunları ülkenin finansal koşullarına bağladığı yönündeki değerlendirmeler de yatırımcıyı tatmin etmiyor.
Çünkü piyasadaki temel soru şu:
“Yaklaşık 300-400 milyon dolarlık kaynak nereye gitti?”
Kaynağın yanlış yatırımlarda mı kullanıldığı, yoksa yatırımların mı başarısız olduğu sorusu giderek daha yüksek sesle soruluyor.
Bu nedenle sermaye piyasası kurumlarının ve ilgili tarafların kamuoyunu açık şekilde bilgilendirmesi gerekiyor.
Eğer Tera sürece dahil olacaksa bunun açıklanması, bankalarla yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütülüyorsa detaylarının paylaşılması, tahvil ihracına aracılık eden Osmanlı Menkul’ün de yatırımcıyı bilgilendirmesi gerektiği ifade ediliyor.
Aksi hâlde piyasadaki spekülasyonların büyümesi ve yatırımcı zararlarının artması kaçınılmaz görünüyor.
Sonuçta tüm paydaşlar risklerini ancak şeffaf açıklamalarla ölçebilir.
Perde kapandığında ise geriye yeni mağdurlar kalabilir.
“Bir deli kuyuya taş atıyor, kırk akıllı çıkaramıyor” sözü, bugün piyasalarda en çok konuşulan cümlelerden biri hâline gelmiş durumda.






