Türkiye’de yıllardır aynı tabloyu görüyoruz…
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, sürekli değişen kur dengesi, güven tartışmaları, siyasi gerilimler…
Böyle bir ülkeden dünya markası çıkmasının zor olduğu söylenir. Hatta çoğu zaman kendi markalarımıza karşı en acımasız eleştiriyi yine biz yaparız.
Ama bazen bazı veriler vardır ki, bütün önyargıları yıkar.
İşte Brand Finance’in yayımladığı “Banking 500 – 2026” raporu tam da böyle bir veri ortaya koydu.
Rapora göre Türkiye İş Bankası, üst üste üçüncü kez Türkiye’nin en değerli banka markası olurken, aynı zamanda Avrupa’nın marka gücü en yüksek ilk 10 bankası arasına girdi.
Bu sıradan bir başarı değil.
Çünkü burada ölçülen sadece bilanço büyüklüğü değil. Marka güveni, müşteri sadakati, kurumsal itibar, uluslararası algı ve sürdürülebilirlik gibi kriterler değerlendiriliyor.
Yani mesele sadece “çok para kazanmak” değil.
Bir Türk bankasının, Avrupa’nın en güçlü bankaları arasında marka değeri açısından yer bulması; Türkiye’nin tüm ekonomik sıkıntılarına rağmen hâlâ güçlü kurumlar çıkarabildiğini gösteriyor.
Bu nedenle bu başarı yalnızca İş Bankası’nın değil, Türkiye’nin başarısıdır.
Ama gelin görün ki…
Türkiye’de başarı çoğu zaman alkışlanmıyor.
Tam tersine hedef haline getiriliyor.
Son dönemde yine aynı tabloyu görüyoruz. Özellikle sosyal medya ve YouTube üzerinden İş Bankası’na yönelik organize saldırılar dikkat çekiyor.
Bir süre önce yurtdışı merkezli bazı çevrelerin, akıl dışı ve temelsiz iddialarla İş Bankası’nı hedef aldığını gördük. Şimdi benzer saldırılar yeniden hız kazanmış durumda.
Türkiye’nin en köklü finans kurumlarından birine yönelik bu kampanyaların tesadüf olduğunu düşünmek saflık olur.
Çünkü mesele sadece bir banka meselesi değil.
Türkiye’de kurumsal hafızaya, Cumhuriyet birikimine ve güçlü yerli markalara yönelik sistematik bir yıpratma çabası var.
İş Bankası sıradan bir banka değildir.
Cumhuriyet’in ekonomik bağımsızlık vizyonunun sembollerinden biridir.
Bugün Avrupa’nın en güçlü banka markaları arasına giren bir kuruma sahip çıkmak gerekirken, tam tersine içeriden ve dışarıdan saldırıya uğraması düşündürücüdür.
Elbette hiçbir kurum eleştiriden muaf değildir.
Bankalar da eleştirilir, sorgulanır, hataları konuşulur.
Ama eleştiri başka şeydir, organize itibarsızlaştırma başka şey.
Özellikle Türkiye’nin uluslararası alanda başarı elde etmiş kurumlarına karşı yürütülen kampanyalarda çok dikkatli olmak gerekiyor.
Çünkü bugün dünyada marka değeri oluşturmak, fabrika kurmaktan bile daha zor hale geldi.
Bir markayı büyütmek onlarca yıl alıyor.
Yıkmak ise birkaç ay.
İş Bankası’nın Avrupa’nın ilk 10 marka gücüne sahip bankaları arasına girmesi; Türkiye’nin hâlâ güçlü insan kaynağına, güçlü finansal kurumlara ve güçlü marka üretme kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor.
Belki de artık biraz şunu öğrenmemiz gerekiyor:
Kendi değerlerimizi sürekli tartışmak yerine, onları koruyabilmeyi…





