MSCI Tokadı: Kusura Bakmayın, Bunu Hak Ettik!

Remzi Özdemir yazdı: Endeks Mühendisliğinin Bedeli Ağır Oldu

Küresel endeks devi MSCI, Türkiye ile Endonezya’yı aynı cümlede anarak piyasa erişilebilirlik notunu düşürdü.

Bu haberin ardından herkes aynı soruyu soruyor:

“Türkiye bunu hak etti mi?”

Benim cevabım net:

Evet, hak ettik.

Acı ama gerçek.

Üstelik bu sadece MSCI’ın verdiği bir not değil. Bu, yıllardır görmezden gelinen sorunların uluslararası piyasalardan gelen bir faturasıdır.

Bugün geldiğimiz noktada yabancı yatırımcıya kızmanın, MSCI’a tepki göstermenin ya da komplo teorileri üretmenin hiçbir anlamı yok.

Önce aynaya bakacağız.

Çünkü bu tabloyu biz oluşturduk.

Yıllardır piyasayı birkaç fonun insafına bıraktık.

Bazı hisselerde yaşananları herkes gördü.

Yüzde 1.000 değil…

Yüzde 5.000 değil…

Yüzde 10.000 değil…

Bazılarında yüzde 40.000’lere ulaşan yükselişler yaşandı.

Yanlış okumadınız.

Kırk bin.

Bu hisseler üzerinden sadece yatırımcılar değil, endeksler de yönlendirildi.

Ben buna uzun zamandır “endeks mühendisliği” diyorum.

Çünkü amaç artık şirket değeri yaratmak değil, endeksi şekillendirmek haline geldi.

Bir avuç hisseyle koskoca piyasanın algısı yönetildi.

Daha da kötüsü, bu hisselerin bir bölümü MSCI endekslerine girecek seviyelere taşınmaya çalışıldı.

Amaç neydi?

Yabancı yatırımcıyı çekmek mi?

Hayır.

Amaç, yabancı yatırımcının önüne şişirilmiş fiyatları koyabilmekti.

600 yıl önce modern borsacılığın temellerini atan piyasalara, onların kurduğu kurallarla oyun oynayabileceğimizi sandık.

MSCI’ın görmeyeceğini düşündük.

Gördü.

Hem de fazlasıyla gördü.

Bugün raporda kullanılan ifadeler son derece ağır.

Koordineli işlemler…

Serbest dolaşımdaki paylara ilişkin şeffaflık sorunları…

Fiyat oluşumunu bozan hareketler…

Aslında yıllardır piyasanın konuştuğu konular bunlar.

Yeni olan MSCI’ın bunları rapora yazmış olması.

Peki hiç mi uyarı gelmedi?

Elbette geldi.

Dönemin SPK Başkanı televizyon ekranlarına çıktı ve bazı fonlarda manipülatif hareketler bulunduğunu açıkça söyledi.

Peki sonra ne oldu?

Asıl sorulması gereken soru budur.

Madem manipülasyon vardı, neden gereği yapılmadı?

Madem sorun görülüyordu, neden piyasa kendi haline bırakıldı?

Bu soruların cevabını yatırımcılar da piyasa da hak ediyor.

Bugün yeni SPK yönetimi bazı adımlar atmaya çalışıyor.

Fiili dolaşım düzenlemeleri geliyor.

Fonlara yönelik incelemeler yapılıyor.

Ancak gerçek şu ki, hasarın bir bölümü oluştu.

Türkiye’nin sermaye piyasaları açısından itibarı yara aldı.

Ve en acısı, Türkiye’nin Endonezya ile aynı paragrafta anılması oldu.

Kimse kusura bakmasın.

Bu, övünülecek değil utanılacak bir durumdur.

Şimdi piyasalarda yeni bir kavram dolaşıyor:

“Yumuşak iniş.”

Deniliyor ki yatırımcı mağdur olmasın.

Peki yıllardır oluşan bu fiyat balonları kimin sayesinde oluştu?

Yatırımcı hiç mi sorumluluk taşımıyor?

Bir şirketin faaliyetleriyle açıklanamayacak şekilde yüzde 10.000 yükselen hisseleri alan yatırımcı hiçbir şey sorgulamayacak mı?

Risk almadan kazanç olmaz.

Kazanç varsa risk de vardır.

Borsa, garantili getiri merkezi değildir.

Dolayısıyla bugün piyasanın normale dönmesi gerekiyorsa bunun bir maliyeti olacaktır.

Bu maliyet ne kadar gecikirse o kadar büyür.

Artık top SPK’da.

Karar verici kurumun önünde iki seçenek bulunuyor.

Ya geçmişte yapılan hataların üzerine gidilecek ve piyasa yeniden güven kazanacak.

Ya da sorunlar halının altına süpürülmeye devam edecek.

MSCI’ın raporu aslında son bir uyarıdır.

Bu uyarıyı doğru okuyamazsak yarın sadece notlarımız düşmez.

Yatırımcımızı da, piyasamızı da, itibarımızı da kaybederiz.

Ve o zaman MSCI’ın verdiği not en küçük problemimiz olur.

Exit mobile version