Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı Sanayi Ürün İstatistikleri verilerine göre, 2025 yılında girişimlerin ürettiği ürünlerden yapılan satışlar 24 trilyon lirayı aşarken, en yüksek payı gıda ürünleri imalatı aldı. Aynı veriler, yüksek teknoloji sınıfındaki ürünlerin toplam satışlar içerisindeki payının ise yüzde 3,6 seviyesinde olduğunu ortaya koydu. Sanayi üretimindeki bu güçlü performans, Türkiye’nin üretim kapasitesini koruduğunu gösterirken, önümüzdeki dönemde sürdürülebilir büyümenin yüksek katma değerli üretimle desteklenmesi kritik önem taşıyor.
Küresel ekonomide jeopolitik risklerin zaman zaman azalıp, zaman zaman arttığı, tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği ve ülkelerin üretim kabiliyetlerini güçlendirmeye odaklandığı bir dönemde, teknoloji yoğun sektörlerin ekonomiler üzerindeki etkisi her geçen gün artıyor. Özellikle savunma, havacılık, otomotiv, makine, elektronik ve sağlık teknolojileri gibi alanlarda yaşanan dönüşüm, ülkelerin rekabet gücünü de yeniden tanımlıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan GNC Makina Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Çetinkaya, üretim hacmindeki artışın önemli olduğunu ancak uzun vadeli kalkınmanın üretimin niteliğiyle doğrudan ilişkili olduğunu söyledi.
“24 trilyon liralık üretim hacmi Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısını ortaya koyuyor. Ancak sürdürülebilir büyümenin devamı için üretim miktarını artırmanın yanında yüksek teknolojili üretimin toplam sanayi içindeki payını da yükseltmemiz gerekiyor. Bugün bu oran yüzde 3,6 seviyesinde. Son yıllarda olumlu bir artış eğilimi olsa da küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşabilmek için bu payın çok daha yukarı taşınması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü küresel rekabet artık üretim miktarından çok teknoloji geliştirme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesini desteklemek ve uluslararası rekabet gücünü artırmak için yüksek teknolojili üretimin sanayi içindeki payını daha güçlü bir noktaya taşımamız gerekiyor.”
Sanayide yeni rekabet teknoloji geliştirme kapasitesi üzerinden şekilleniyor
Dünyada üretim merkezleri arasındaki rekabetin giderek teknoloji odaklı hale geldiğini belirten Çetinkaya, yalnızca üretim kapasitesini artırmanın yeterli olmayacağını ifade etti.
“Bugün gelişmiş sanayi ülkelerine baktığımızda büyümeyi destekleyen temel unsurun yüksek teknoloji üretimi olduğunu görüyoruz. İhracatın niteliğini artıran, küresel pazarlarda fiyat rekabetinden sıyrılmayı sağlayan ve şirketleri daha dayanıklı hale getiren unsur da bu dönüşüm. Türkiye’nin de sahip olduğu üretim tecrübesini teknoloji geliştirme kapasitesiyle daha güçlü şekilde desteklemesi gerekiyor.”
Üretimde dönüşüm uzun vadeli bir sanayi politikası gerektiriyor
Sanayide yüksek teknolojiye geçişin yalnızca özel sektör yatırımlarıyla sınırlı değerlendirilemeyeceğini söyleyen Gökhan Çetinkaya, küresel rekabette öne çıkan ülkelerin bu dönüşümü kamu politikalarıyla desteklediğine dikkat çekerek Çin örneğine değindi. Çin’in yıllık 1 trilyon doları aşan Ar-Ge yatırımıyla dünyada bu alana en fazla kaynak ayıran ülke haline geldiğini hatırlatan Çetinkaya, yüksek üretim kapasitesinin yanı sıra Ar-Ge harcamalarındaki bu güçlü konumun bütüncül yaklaşımın önemini ortaya koyduğunu belirterek, eğitimden Ar-Ge’ye, nitelikli insan kaynağından üniversite-sanayi iş birliklerine kadar kapsamlı bir strateji gerektiğini ifade etti.
Çetinkaya sözlerini şöyle tamamladı:
“Türkiye güçlü üretim kültürü inşa etmeye çalışan bir ülke. Bunu yüksek teknoloji odaklı bir üretim modeliyle destekleyebilirsek, küresel değer zincirindeki konumumuzu da güçlendirebiliriz. Önümüzdeki dönemde sanayide başarıyı belirleyecek unsur yalnızca üretim miktarı değil; bilgi üretme, teknoloji geliştirme ve bunları ekonomik değere dönüştürebilme kapasitesi olacak.”






