Bugün borsada en çok tartışılan konu, aynı hisseye farklı yollarla yatırım yapmanın yatırımcı açısından ne ifade ettiğidir. Bu yazının amacı finansal fon balonunu veya fon dinamiklerini tartışmak değil. Asıl mesele, DNA’sı aynı olmasına rağmen farklı davranış sergileyen iki yatırım kimliğinden hangisinin yatırımcı için doğru adres olduğudur.
Uzun zamandır borsanın temel tartışma konusu serbest fonlar. Getirileri adeta şehir efsanesine dönüşmüş durumda. Yüksek getiri beklentisiyle fonlara yoğun giriş yaşanırken, yatırımcı adeta fonlara akın ediyor. Olağanüstü performans sergileyen fonların toplam büyüklüğü bugün yaklaşık 6,6 trilyon TL seviyesine ulaşmış durumda.
MSCI, S&P ve benzeri uluslararası kuruluşlardan gelen uyarılar sonrasında gözler bu fonlara çevrildi ve “Ponzi fon” tartışmaları başladı.
Tartışmanın merkezinde ise fiili dolaşımın daraltılması bulunuyor. Yerli yatırımcı jargonunda buna “takas kilitleme” deniliyor. Hisselerin bir kısmı fonların portföyünde, diğer kısmı ise fonlarla paralel hareket eden yatırımcıların elinde bulunuyor.
Sonuçta ortaya şu tablo çıkıyor:
Takası kilitle, piyasadaki hisseyi topla, arzı sınırla ve fiyatı “business class”ta uçur.
Yıllardır Ahmet’in, Mehmet’in uyguladığı yönteme bu kez fon elbisesi giydiriliyor. Hisse fiyatı yükseliyor, fonun değeri de yükseliyor. Ardından yüksek getiri algısı oluşturuluyor ve bu performans yeni yatırımcıları fonlara çekiyor.
Müzik çaldığı sürece oyun devam eder. Ancak asıl soru, müzik durduğunda ne olacağıdır.
Ahmet’in ya da Mehmet’in kurduğu yapı belli bir noktadan sonra sürdürülebilir olmaktan çıkar. Hisse çeşitlendirme imkânı sınırlıdır. Nakit yaratma kapasitesi, kredi dâhil, belirli sınırlar içindedir. Bir süre sonra sağlıksız büyümenin belirtileri ortaya çıkar. Kan değerleri bozulan bir hasta gibi sistem kurumdan kuruma taşınır; ancak sonunda kaçınılmaz sona ulaşır. Güven tamamen kaybolduğunda ise geriye yatırımcı mezarlığında yeni isimler kalır.
Fonlarda ise yüksek getiri algısının sürdürülebilirliği, sistemin en önemli destek unsurudur.
Yatırımcının fonlara duyduğu güven, yalnızca getiri beklentisinden değil, aynı zamanda arkasındaki kurumsal yapıdan kaynaklanır. Buna karşılık bireysel yapıların sunduğu yüksek getiri söylemi çoğu zaman kişilere, vaatlere ve beklentilere dayanır.
Bu nedenle takas kilitlemeden sonraki en kritik aşama fiyat oluşturma sürecidir. Bu süreç, piyasa oyuncuları arasındaki uzlaşının devam etmesine bağlıdır. Ancak kişisel ilişkiler üzerine kurulu yapılarda bu uzlaşının bozulması an meselesidir.
Özellikle çıkış zamanı geldiğinde en büyük yıkımı, hissede doğrudan pozisyon alan yatırımcı yaşar.
Fonlar ise portföy çeşitlendirmesi, risk transferi ve finansman olanakları açısından çok daha güçlü mekanizmalara sahiptir. Ayrıca fon yatırımcısı, bireysel yatırımcılar gibi alım-satım kararlarını belirli grupların yönlendirmesine bırakmaz. Bu nedenle zincirleme yatırımcı kazalarının yaşanma olasılığı daha düşüktür.
Fon yatırımcısı olmak, piyasa oyuncularının rehinesi olmaktan daha değerlidir.
Hisse değer kaybetse bile yatırımcının zararı, fondaki ağırlığı kadar olur. Üstelik kredili işlem yapılmadığı ve yatırımcı bu yönde teşvik edilmediği sürece kişisel servetin tamamı riske atılmaz. Riskin önemli bir bölümü fon yapısı içinde dağıtılır. Böylece yatırımcı, hayal ve vaatlere değil, performansa yatırım yapmış olur.
Bu nedenle yatırımcının adresi fonlardır.
Ancak burada da başka bir soru ortaya çıkıyor:
Finansal piyasalar bugün bir fon balonu riskiyle karşı karşıya mı?
Bana göre cevap evet.
Eğer bu balon kontrollü ve sağlıklı biçimde söndürülürse Borsa İstanbul güçlenerek yoluna devam edebilir. Aksi durumda ise piyasada uzun yıllar etkisi hissedilecek derin yaralar açılabilir.
Getiri histerisine kapılıp gerçekleri tartışmaktan kaçınmayın. Fon yatırımcısı olmak başka, bugün yaşanan piyasa anormalliklerini savunmak başka bir şeydir. Tarih, aşırı coşkunun ve sorgulamadan inanmanın yatırımcıya ağır bedeller ödettiğini defalarca göstermiştir.
Ve son olarak…
BOFA’nın korkulu rüyası “milliyetçi fonlar” söylemine sığınmayı bırakın. Asıl tartışılması gereken, piyasanın sağlıklı işleyişidir; sloganlar değil.






