Türkiye’nin “yerli sanayi” diye yücelttiği güneş paneli hikâyesi, aslında vatandaşın sırtına bindirilmiş pahalı bir faturadan ibaret. Küresel gerçeklerle yüzleşmek yerine, korumacılık duvarlarının arkasına saklanan şirketler üzerinden yürüyen bu sistem, ülkenin enerji geleceğini karartıyor.
Çin’de Panel Fiyatları Tarihin En Düşüğünde: Çin’in agresif üretim kapasitesi güneş paneli fiyatlarını watt başına 8,7 cent seviyesine düşürdü. Bu, 2011’den bu yana görülen en düşük fiyat. Dahası, dünya devleri bile bu rekabet baskısına dayanamıyor. Tongwei 693 milyon dolar zarar açıkladı. Trina Solar 407 milyon dolar kaybetti.
Yani dünyanın en güçlü üreticileri bile bu fiyatlara dayanamazken, ölçek ekonomisi zayıf, teknolojik yatırımlardan yoksun küçük-büyük ölçekli üreticilerin küresel piyasada rekabet etmesi imkânsız.
Türkiye’de “Kalkanla” Yaşayan Şirketler: Peki bizde durum ne? Türkiye’de yaklaşık 90 civarında güneş paneli üreticisi var. Normal piyasa koşullarında çoktan elenmesi gereken bu şirketler, anti-damping vergileri sayesinde hayatta tutuluyor.
Bu koruma kime yarıyor?
Küresel rekabette ayakta kalamayacak şirketlere…
“Yerli üretim” söylemiyle pazar payını koruyan zombi firmalara…
Faturayı kim ödüyor?
85 milyon vatandaş, daha yüksek elektrik faturalarıyla.
Yatırımcılar, borsada panel üreticisi etiketiyle işlem gören şirketlere değer biçerken, aslında balon fiyatları satın alıyor.
Halbuki Türkiye, enerji ithalatına yılda 40–50 milyar dolar ödeyen bir ülke. Çin’de paneller ucuzladıkça, aslında bizim için enerji yatırımlarını hızlandırma, elektriği ucuzlatma ve dışa bağımlılığı azaltma fırsatı doğmuş durumda.
Ama biz ne yapıyoruz?
Ucuz paneli yasaklıyor, pahalı ve düşük verimli yerli üretimi zorunlu kılıyoruz. Bu nedenle yeni güneş santrali yatırımları yavaşlıyor, geri dönüş süreleri uzuyor. Sonuçta Türkiye’de elektrik fiyatları düşmüyor, hatta sürekli yükseliyor.
Borsada işlem gören panel üreticisi şirketlerin geleceği ise tamamen anti-damping kalkanına bağlı. Koruma duvarı bir gün kalktığında, bu firmaların birçoğunun küresel rekabete dayanması mümkün değil. Bugün halka arzlarla “teknoloji şirketi” diye parlatılıp milyarlarca liralık piyasa değerinden yatırımcıya satılan bu kâğıtların, emin olun bir gecede çökme riski var. Yani sadece elektrik tüketicisi değil, küçük yatırımcı da sistemin bedelini ödüyor.
“Yerli sanayi desteği” diye sunulan bu model, aslında bir avuç şirketi yaşatmak için toplumdan gizli vergi toplama operasyonuna dönüşmüş durumda. Türkiye’nin en büyük doğal kaynağı olan güneş enerjisine erişim dünyada rekor seviyede ucuzlarken biz bedava güneşi pahalı bir enerjiye dönüştürüyoruz.
Sevgi ve vicdanla kalın…
Prof. Dr. Soner GÖKTEN





