Eskiden Acun Ilıcalı’nın “Acun Firarda” diye bir programı vardı. Her hafta dünyanın başka bir köşesine gider, oradan birilerini arar ve o meşhur soruyu sorardı: “Ben neredeyim?”
Çok eski bir işti… ama fikri hâlâ canlı.
Çünkü şimdi karşımızda başka bir “firari” var: Mehmet Şimşek.
Hazine ve Maliye’nin başındaki isim… ve son dönemin değişmez gündemi: Sekreter Şimşek yine nerede?
Küçük bir not düşeyim: Ben bu makam için “bakan” demeyi tercih etmiyorum. Evet, resmî unvan hâlâ “bakan” olabilir; ama o parlamenter demokrasilerde seçimle gelenler için kullanılır. Şimdi sistem değişti. Seçimle gelen bir siyasi sorumluluk kültürüyle, atamayla gelen bir görev tanımı aynı şey değil. Başkanlık sistemlerinde bu tarz Başkan’ın atadığı kişilere Sekreter denir. ABD’de örneğin “Secretary of …” şeklinde kullanılır. Bunların karşılığı da odur. O yüzden ben buna “atanmış” vurgusunu koymadan konuşmayı doğru bulmuyorum. Kısacası, doğrusu: Sekreter Şimşek.
Gelelim asıl meseleye.
Bu kez: Londra. Sonrası: New York.
Şu an Londra’da. Perşembe günü de New York’a geçeceği söyleniyor. Resmî anlatı basit: “Yatırımcı turu.”
Yani… para arayışı.
Kardeşim, yemin ediyorum göreve geldiği günden beri adam koltuğa oturmadı. Sanki Hazine ve Maliye değil, miles&smiles yönetiyor.
Bu “sekreter”, dünyayı üç kez turlayacak mesafeyi dolaştı: Körfez, Avrupa, Amerika; toplantılar, paneller, kapalı oturumlar… Liste bitmiyor.
Peki sonuç?
ORTADA PARA MARA YOK…
“70 küsur milyar dolar geliyor” denmişti…
Hatırlayın: 2023’te göreve gelir gelmez ilk temasların bir kısmı Körfez’di. O günlerde kamuoyunda uçuşan beklentiler büyüktü:
“70 küsur milyar dolar gelecek, yatırım yağacak.”
E… nerede?
Milletin ortalama hafızası 60 gün diye mi her ay yeni bir hikâye yazılıyor?
Her cümle bir “müjde”, her fotoğraf bir “başarı”, her ziyaret bir “dönüm noktası”…
Ama iş paranın gerçekten gelmesine, üretken yatırımın gerçekten başlamasına gelince ortada somut bir şey göremiyoruz.
Kredibilite dediğin şey, valizle taşınmıyor
Şimşek’in asıl aradığı şey para değil aslında. Para bir yere kadar bulunur. Asıl mesele güven.
Pavyon faizi ödeyip de getirilen carry trade’ciler bile arkasına bakmadan çıktı. Çünkü bir kere “şok” yediler mi, ikinciye kimse gönüllü olmaz.
Piyasaya “gel” diye bağırıp, sonra “şartlar değişti” diye kapıyı çarparsın… Sonra da dönüp “niye gelmiyorlar?” dersin.
Yabancı yatırım mı? Doğrudan yatırım mı? Tahvil mi? Hisse mi?
Güzel laflar. Ama lafla olmuyor. Güven olmadan olmuyor.
Güven nerede? YOK. Kayıp
Adamlara 19 Mart “tokadını” attın bir kere. Şimdi ara dur.
Ama aradığın numaraya ulaşılamıyor.
“Ya şarjın bitti ya da biz bittik” sekreter… Ama nafile.
Bu ülke gezi notuyla yönetilmez
Şimdi soruyorum: Bu arkadaş niye sürekli geziyor?
Kendi ülkesinde yıllardır kuramadığı bir maliye politikasını konuşmak yerine, ülke ülke dolaşıp “hikâye” anlatmakla ekonomi toparlanacak sanılıyor.
O sırada burada ne oluyor?
Sen Londra’da salon salon gezerken, bu ülkede insanlar pazarda çürüğün iyisini seçmeye çalışıyor. Tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı dükkânlar “normalleşiyor.” Yoksulluk bir istisna değil, gündelik hayat oluyor.
Ekonomi sadece para bulma işi değildir. Ekonomi, adaletli vergi, öngörülebilir hukuk, tutarlı maliye, üretim iklimi ve en önemlisi kurumlara güven işidir.
Planlama, programlama işidir.
Kardeşim…
Bir yere otur.
Önce şu “maliye politikası” denen şeyi gerçekten kur.
İki buçuk yıldır kuramadığın düzeni, üç uçak biletiyle kuramazsın.
“Ben neredeyim?” sorusunun cevabı
Şimşek şu an Londra’da olabilir. Yarın New York’ta olabilir. Haftaya başka bir başkentte…
Ama memleketin gündemi aynı: geçim.
Ve milletin sorusu artık şu:
Siz neredesiniz?
Sevgiyle kalın.





