Türkiye’de ne zaman borsa düşse aynı refleks devreye giriyor: Açığa satış yasaklanıyor.
Sanki piyasadaki bütün sorunların kaynağı açığa satışmış gibi…
Oysa gerçek çok farklı.
Bir borsa sürekli yasaklarla ayakta tutulmaya çalışılıyorsa orada asıl konuşulması gereken şey yatırımcı güvenidir. Çünkü güvenin olduğu yerde piyasalar kendi dengesini bulur. Güvenin olmadığı yerde ise yasaklar sadece geçici makyaj görevi görür.
SPK, açığa satış yasağını bir kez daha uzattı. Mart ayında başlayan uygulama önce 8 Mayıs’a, sonra 26 Mayıs’a ve şimdi de 12 Haziran’a kadar taşındı. Sürekli uzatılan geçici tedbirler artık geçici olmaktan çıkıp kalıcı hale geliyor.
Peki gerçekten ne kazanılıyor?
Kısa vadede satış baskısı biraz yavaşlıyor olabilir. Ancak uzun vadede piyasa derinliği zarar görüyor. Fiyat keşif mekanizması bozuluyor. Yatırımcılar gerçek değeri görmek yerine yapay olarak desteklenmiş fiyatlarla karşılaşıyor.
Daha da önemlisi yabancı yatırımcıya çok kötü bir mesaj veriliyor.
Çünkü gelişmiş piyasalarda açığa satış yasaklanması olağanüstü ve çok kısa süreli kriz dönemlerinde başvurulan bir yöntemdir. Türkiye’de ise neredeyse kronik bir uygulamaya dönüşmüş durumda.
Bir yatırımcı açısından düşünelim.
Yükselişe oynayabiliyorsunuz ama düşüş beklentisiyle pozisyon alamıyorsunuz.
Bu durumda piyasa gerçekten serbest piyasa mı?
Borsada sadece iyimserliğe izin verip kötümserliği yasaklamak fiyatların sağlıklı oluşmasını engeller. Oysa finansal piyasaların temel mantığı farklı görüşlerin aynı anda işlem yapabilmesidir. Bir taraf alırken diğer taraf satar. Bir taraf yükseliş beklerken diğer taraf düşüş bekler.
İşte fiyat o denge noktasında oluşur.
Açığa satış yasağı bu dengeyi bozuyor.
Üstelik Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu sorunların kaynağı da açığa satış değil.
Yatırımcı neden satış yapıyor?
Çünkü siyasi belirsizlik görüyor.
Çünkü hukuk sistemine ilişkin soru işaretleri taşıyor.
Çünkü enflasyonla mücadele konusunda ikna olmuyor.
Çünkü döviz rezervlerini, CDS’i, faizleri ve ekonomik riskleri takip ediyor.
Yani sorun yatırımcının satış yapması değil, yatırımcıyı satışa yönelten nedenler.
Termometreyi kırarak ateşi düşüremezsiniz.
Açığa satış yasağı da tam olarak buna benziyor.
Piyasanın verdiği rahatsız edici sinyalleri susturuyorsunuz ama hastalığı tedavi etmiyorsunuz.
Üstelik yasaklar uzadıkça yatırımcıların aklında şu soru büyüyor:
“Normalleşme ne zaman başlayacak?”
Çünkü gerçekten güçlü ve sağlıklı bir piyasa sürekli korumaya ihtiyaç duymaz.
Eğer bir borsa ayakta kalabilmek için sürekli yasaklara ihtiyaç duyuyorsa, asıl sorun açığa satış yapanlar değil, o borsanın neden bu kadar kırılgan hale geldiğidir.
Gerçek güven, yasaklarla değil öngörülebilir hukukla, güçlü ekonomiyle ve şeffaf yönetimle sağlanır.
Borsayı korumanın yolu fiyatları baskılamak değil, yatırımcının geleceğe güvenle bakmasını sağlamaktır.
Yasakla borsa yönetebilirsiniz.
Ama güven inşa edemezsiniz.





