Geçtiğimiz hafta sonundan bu yana Türkiye hemen her yaz olduğu gibi orman yangınları ile boğuşmayı sürdürüyor. 29 Haziran akşamı medyaya yangınlar hakkında açıklamalar yapan Orman Bakanı İbrahim Yumaklı haziran ayında meydana gelen yangınlar ile ilgili bilgiler paylaştı. Bakanın açıkladığı, aşağıdaki tabloda yer alan, nedeni tespit edilmiş olan yangınlarla ilgili rakamlar hem düşündürücü hem de üzücüydü.
Dikkatsizlik ve Tedbirsizlik Sonucu Çıkan Yangınlar
| Dikkatsizlik ve Tedbirsizlik Türü | Sayısı |
| Anız Yakma | 258 |
| İzmarit Atma | 126 |
| Piknik Ateşi (Mangal vs.) | 34 |
| Çöplükten Başlayan | 26 |
| Çöpe atılması gereken ama atılmayan materyel | 20 |
| Havai Fişeği | 4 |
| Kasten Yangın çıkarma | 1 |
| Toplam | 469 |
Kaynak: TGRT Haber
Bakan, yangınların orman dışı alanlardan çıkma sıklığının arttığını belirtti. Yukarıdaki tabloda yer alan rakamlar bakanı doğruluyor, yangınların orman kıyılarından, insanlarla ormanların buluştuğu, içi içe geçtiği noktalardan çıktığını gösteriyor. Bu alanlarda nüfusun yoğunlaşması, yoğun bitki örtüsüne sahip alanların içinden yolların geçmesi, başıboş, işsiz, güçsüz amaçsız insanların çoğalması, yazlıkların, turistik tesislerin sayılarının artması, tarla edinmek veya tesis kurmak amacıyla kundaklamaların yapılması orman yangınlarını tetikliyor. Küresel ısınma ise bu felaketlerin daha ağır bir şekilde tezahür etmesine yol açıyor.
Orman Yangınlarının Faturası
Bir orman yangını yaşandığında genel olarak kamuoyuna “şu kadar hektar alan yandı” şeklinde bir bilgi verilir. Ancak bahse konu alan sadece “yeşil bitki örtüsü” değildir; aynı zamanda karbon yutağıdır, turizm potansiyelidir, arıcılık alanıdır, zeytinliktir, hatta tarımın su döngüsüne katkı sunan bir doğal altyapıdır. Tüm bunlar yandığında ortaya çıkan kayıp sadece ekolojik değil, doğrudan ve dolaylı ekonomik zararlardır.
Bir ormanın ekonomik değeri, yalnızca odun üretimiyle ölçülemez. Ormanın biyoçeşitliliğe, ekosisteme ve bölgesel ekonomiye olan katkısı göz önüne alındığında, her yangın aslında işsizliğe, gelir kaybına ve kamu bütçesinde beklenmeyen giderlere yol açmakta.
Sadece İzmir’in Buca, Gaziemir, Bornova; Ödemiş ilçelerinde değil, Manisa’nın Akhisar, Ahmetli gibi ilçelerinin tarıma dayalı gelir üreten alanlarında da yangınlar çıktı. Bu alanlarda zeytinlikler, üzüm bağları ve küçükbaş hayvancılık için kullanılan meralar büyük zarar gördü. Tarım sigortası kapsamı dışında kalan üreticiler için bu yangın, doğrudan bir iflas sebebidir.
Yangınlar İzmir’in Çeşme, Seferihisar ve Menderes ilçeleri gibi turizm bölgelerini etkisi altına alınca zarar gören, yanan konutlar, işyerleri, yazlık siteler, tarlalar, ağıllar büyük servet kayıpları oluşturdu. Diğer yandan yangınlar nedeniyle iptal edilen rezervasyonlar, düşen turist sayısı ve güvenlik algısındaki zedelenme, ekonomik daralmadan bunalan ve yaz sezonuna umut bağlayan küçük esnaf için ikinci bir darbe anlamına gelmekte.
Türkiye’de orman yangınlarının toplam ekonomik etkisi üzerine sağlıklı ve bağımsız bir etki analizi mevcut değil. Tarım ve Orman Bakanlığı verileri çoğu zaman “hasar tespiti” ile sınırlı kalıyor. Oysa yangın sonrası ortaya çıkan sosyal, ekonomik ve psikolojik etkiler zincirleme biçimde özellikle kırılgan grupları etkiliyor.
Bu tür felaketlerin artması ülkenin sigorta piyasasını da zorluyor, doğal afet risk primi yükseliyor. Özel sigorta şirketlerinin riskleri fiyatlama biçimi değişiyor, tarım sigortaları daralıyor, devletin üzerindeki mali yük artıyor.
Orman yangınları ile mücadele ekonomik bakış açısı gerektirir
Yangınların ardından sıkça dile getirilen “müdahalelerin geciktiği ya da yetersiz kaldığı” tartışmaları, aslında bir koordinasyon ve kaynak yönetimi problemine de işaret ediyor. Kamu kurumlarının yetki dağınıklığı, orman köylülerinin sürece yeterince dahil edilmemesi ve yerel yönetimlerin araç, ekipman ve personel açısından merkezi idareye bağımlılığı, felaketin ekonomik etkilerini daha da derinleştiriyor.
Bu kadar ekonomik sonucu olan bir olgunun karşısına ekonomik yaklaşımlarla çıkmak kaçınılamaz bir gerekliliktir. Bu şekilde bakıldığında, orman yangınları ile mücadele sadece itfaiyecilere, uçaklara ve helikopterlere bırakılacak bir iş değil. Orman yangınları ile mücadele aynı zamanda bir ekonomi politikası da gerektirmektedir. Yangın riskini azaltmak ve önleyici tedbirleri gerçekleştirmek için adaptasyon politikaları geliştirmek, yatırım yapmak gerekir. Ancak yatırımın yönü yıllardır hep betona, ranta, geçici büyüme rakamlarına dönük olunca; doğanın bize sunduğu bedelsiz altyapı da korumasız kalmakta.
Türkiye’deki yangınlar yoğunlaşmadan birkaç hafta evvel Dünya Bankası tarafından yayınlanan bir makale ekonomik yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Neeta Hooda, Leela Raina, Sameh Wahba tarafından kaleme alınan makaleye göre özellikle yangın önleme çabaları işe yarıyor ve bu amaçla yapılan harcamaların karşılığı alınabiliyor. Önleme çalışmaları yangın söndürmeye göre çok daha verimli sonuçlar ortaya koymakta. Avrupa’da, yangın önleme çabalarına harcanan her 1 dolar 3 dolara kadar tasarruf sağlayabilirken, birçok önlem 1 dolara karşı (yakıt yönetimi ve erken uyarı sistemleri gibi) on dolardan fazla fayda üretebilmekte.
Diğer yandan, ABD’nin Florida eyaleti 2002-2007 yılları arasında yangın önleme eğitimlerine her yıl 500 bin dolar ayırmış ve bu eğitimlerin sonucunda 1. Çöp yakma 2. Piknik ateşi yakma 3. Çocukların ateşle oynaması 4. İzmarit nedeniyle çıkan yangınları azaltarak 3 milyon dolar söndürme faaliyeti tasarrufu ve 12 milyon dolarlık yangından oluşan zarardan tasarruf elde etmiştir. Bu rakamlar çok güçlü ekonomik faydalara işaret etmekte. Ayrıca, örnekleri çoğaltmak da mümkün.
Orman Bakanı İbrahim Yumaklı son yangınlarla ilgili olarak yaptığı açıklamalar esnasında 2024 Ekim ayı itibariyle önlem amaçlı geniş çaplı çalışmaların tamamlandığına işaret etmekte. Bununla birlikte, yaşadığımız son yangınlar bu çabaların artırılması, analizlerin derinleştirilmesi gereğine işaret etmekte.





