Türkiye’de son yıllarda işler iyi gitmiyor. Enflasyon, hayat pahalılığı, gelir dağılımında bozulma, kamu düzeni ve asayişte gerileme, siyasi tansiyonun yükselmesi, yönetimin otoriterleşmesi ülkenin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi bir türbülansın içinde olduğunu gösteriyor. Bunlar yaşanırken, Türkiye dünya çapında saygınlığı olan Türkiye’de doğmuş, büyümüş ve yetişmiş bir iktisatçının uyarılarını ısrarla duymazdan geliyor; bu iktisatçı Daron Acemoğlu.
Nobel ödülü kazanan ve dünyada en çok referans verilen iktisatçılardan olan Acemoğlu Türkiye’nin yönetiminde söz sahibi olan herkes tarafından dikkate alınması gereken önemli görüşler ileri sürüyor. Aslında ünlü iktisatçının temel tezi çok basit ama çok güçlü: Ekonomik kalkınma ancak kapsayıcı kurumlarla mümkün olabilir.Yani, bir ülkenin kurumsal yapısı mülkiyet hakkını, hukuk devletini, adil rekabeti, özgür medyayı, siyasal çoğulculuğu gözeterek işliyorsa o ülkede yatırım artar, girişimcilik gelişir, toplum zenginleşir.Diğer yandan, bir ülkede dışlayıcı kurumsal yapı hakimse, yani güç ve kaynaklar belirli bir zümrenin elinde toplanıyorsa, çoğunluk dışlanıyorsa, fırsat eşitliği ortadan kalkmışsa, medya ve muhalefet baskı altında tutuluyorsa o ülkede büyüme ve kalkınma sürdürülemez.
Acemoğlu’na göre 2001 ve 2002 yıllarından başlanarak Türkiye’de pek çok önemli reformlar yapıldı. AKP’nin siyaset ve ekonomide reform yapma söylemini ön planda tutması doğru bir yaklaşımdı. İktidar partisi ilk dönemlerinde sadece kendi tabanı açısından çok önemli olan inanç özgürlüğü veya başörtü özgürlüğünü hedeflemekle kalmamış, anayasayı daha özgürlükçü bir çizgiye oturtmaya yönelmiş, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü ön plana alan bu çabalarında Avrupa Birliği kriterlerini ölçü veya çıpa olarak kullanmıştı.
Ünlü iktisatçıya göre 2007 yılından sonra bu kapsayıcı, yani tabanı genişletici kurumlar yerine tam tersi uygulanmaya başladı. Örneğin, bunların arasında yer alan, Dünya Bankası ve IMF’nin baskısıyla Türkiye’ye getirilmiş olan İhale Kanunu çok önemli bir kurumdu. Çünkü Türkiye’de en büyük yolsuzluğun yapıldığı yerler ihalelerdir. İhaleler bu kanundan önce tamamen masa altında yapılan şeylerdi. Bu kanunla ihalelerin daha şeffaf yapılması öngörüldü. İhale sürecinde önce ihale ilan edilecek, sonra bu ihaleye verilen tüm teklifler toplanacak ve sonunda ihale belli belli kriterler dikkate alınarak başvuruda bulunanlardan birisine verilecekti. Bu sistem Türkiye’de bir süre başarı ile uygulandı. Hatta ihaleler televizyonların canlı yayınlarından izlenebiliyordu. Fakat, bir süre sonra bu süreç bozuldu, şeffaflık ortadan kalktı.
Acemoğlu’na göre Türkiye’deki kurumsal yapı o kadar zayıfladı ki, 2007’den beri artık uzun süreli sermaye gelmiyor. 2007’den öncesine bakarsanız Türkiye’ye gelen paraların çoğu uzun süreli sermayedir. Bugün gelenlerin hemen hemen hepsi kısa süreli sermaye. Kısa süreli sermaye halen Türkiye’ye geliyor, çünkü dünyanın hiçbir yerinde yatırım yapacak sağlıklı bir ortam yok. Dünyadaki faizler çok düşük. Türkiye biraz daha cazip geliyor. “Bir şey olursa biz kaçabiliriz” diye düşünüyorlar.
Yargı bağımsızlığı çok önemli
Yargı, devlet ve toplum için en stratejik kurumlardan biridir. Çünkü, hem diğer kurumların işleyişinin düzgün bir şekilde yürümesi, hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması, ekonomik ve sosyal gelişmenin temelini oluşturması nedeniyle çok özel bir konumdadır. Bu nedenle yargının bağımsızlığı bir ülkenin uzun vadeli refah ve istikrarı açısından çok önemlidir. Daron Acemoğlu, “dışlayıcı” ve “kapsayıcı” kurumlar ayırımında yargının ekonomik kalkınma açısından stratejik rolünü vurgular.
2023 mayıs ayında yaptığı bir sosyal medya paylaşımında Türkiye’de adaletin ve kanunların tatbikatından sorumlu kurumların bağımsızlıklarını tamamen kaybettiklerini ifade etti. Ona göre yargının siyasallaşması mülkiyet hakkını ve hukuki öngörülebilirliği tehdit eder. Bu nedenle yargı bağımsızlığına odaklanmak hayati önem taşıyor.
Özellikle yılbaşından bu yana ana muhalefet partisine ait belediyelere yönelik olarak düzenlenen operasyonlar-özellikle sabaha karşı yapılan gözaltılar, belediye yöneticilerinin tutuklanmaları ve yargı süreçlerinin siyasi söylemlerle eş zamanlı olarak yürütülmesi yargı bağımsızlığına olan güveni hem fiilen hem de algısal olarak ciddi şekilde zedelemekte. Bu operasyonlar ve muhalefetin bu operasyonlara yönelik sert söylemleri nedeniyle yargıya güven anketlerde de alt düzeylere düşmekte, adaletin siyasi olduğu kanısı yaygınlaşmakta. Diğer yandan, hukukun öngörülemez hale gelmesi özellikle uluslararası fonlar ve yerli yatırımcılar açısından “kuralsızlık riski” anlamına geliyor. Belediyelerde çalışan bürokratlar “başlarına iş almamak” veya “hedef olmamak” amacıyla inisiyatif ya da risk almak istemiyorlar ve hizmet verimliliği düşüyor. Halbuki, bu belediyeler sosyal yardımlardan çevreye, ulaşımdan altyapıya kadar milyonlarca insanın gündelik yaşamına dokunuyor. Muhalefete yönelik operasyonların ya da dolaylı diğer baskıların etkisiyle ekonomi yeni bir stres kaynağı ile karşı karşıya kalıyor, halkın refah seviyesi düşüyor.
Dinlenmesi gereken ama dinlenmeyen bir ses
Acemoğlu’nun uyarılarını dinlemek iktidarın işine gelmiyor ve tavsiyelerine kulak asmıyor. Söz konusu uyarılar muhtemelen muhalefetin de işine gelmiyor ve onu sadece “gurur duyduğumuz bir bilim insanı” olarak görmekle yetiniyor ve tezlerini halkla buluşturma çabasına girmiyor.
Bugünlerde yine TCMB’nin Para Politikası Kurulu’nun 24 Temmuz’da gerçekleşecek olan toplantısı üzerine tartışmalar yoğunlaştı. PPK faizi indirir mi? İndirirse ne kadar indirir? TCMB’nin kararı enflasyonu ve kurları nasıl etkiler? Türkiye’de enflasyon ve hayat pahalılığı TCMB’nin kurumsal yapısına, bağımsızlığına yapılan müdahaleler sonucunda ortaya çıktı. Dolayısıyla, bugün içinde yaşadığımız ekonomik kriz bir faiz, döviz, enflasyon krizi değil, temelde kurumsal bir kriz.
Acemoğlu’na kulak vermek ve onu dinlemek, siyaseti hesap verebilir hale getirmek, yargıyı bağımsızlaştırmak, medyayı özgürleştirmek, yerinden yönetimi güçlendirmek demek. Türkiye’nin yeniden 2000’li yılların başlarında yakaladığı kalkınma rotasına yeniden oturması için isabetli PPK kararları yetmez. Türkiye’nin kapsayıcı kurumlara ihtiyacı var. Acemoğlu bu basit hakikati yıllardır anlatıyor, anlatmakla kalmıyor, yaptığı çalışmalarla bunu ispatlıyor. Ama kimse Daron Acemoğlu’nu dinlemiyor.





