Bu ay başında Paramedya’da “Orman Yangınları Ekonomisi” adlı yazım yayınlandı. Yazıda Dünya Bankası tarafından haziran ayında yayınlanan ve yangın önleme için yapılan çalışmaların yangın söndürme çalışmalarından daha verimli olduğunu kanıtlayan bir makaleden bahsetmiştim. Ay ortasında ise Paramedya’da “Hiç kimse Daron Acemoğlu’nu dinlemiyor” adlı yazım yayınlandı. Bu yazımda ise Acemoğlu’na atıfta bulunarak toplumların refahının artması, ekonomik büyümenin sürekliliğinin sağlanması için kurumların öneminin altını çizmeye çalışmıştım. Bu yazıdan birkaç gün sonra Eski Foça’da İngiliz Burnu’nda iki makalenin kesiştiği bir sürecin içinde buldum kendimi.
Eşim İngiliz Burnu sahilinde yüzmek istediğini söylediği için 19 Temmuz Cumartesi günü bu sahile otomobille gittik. Otomobilimizi burnun girişinde bir noktaya park ettik ve koya yürüyerek girmek istedik. Otomobili bıraktığımız noktada otların üzerine atılmış soda şişelerini gördük. Bunların yaratabileceği yangın riskini bildiğimiz için (“Bre vicdansızlar!” diye söylenerek) 10 civarında soda şişesini aldık, önce bir torbaya oradan da arabanın bagajına koyduk. Hava çok sıcak olduğu ve doğrudan güneş ışınlarına maruz kaldıkları için soda şişeleri sanki sobadan alınan kömür parçaları gibi sıcaktı ve el yakıyordu.
Yangın riski ihbar labirenti
Sonra yürüyerek koya girdik. Bu sırada koya giren araçlardan pos cihazıyla para toplayan bir adam gördük. Onun yanından geçip koyun içine doğru ilerlerken burnumuza yanık kokuları gelmeye başladı. Sağ tarafımızda birisi ağaçlık ve otluk alanda piknik tüpüyle çay demliyordu. Biraz ilerde ise koya arabalarıyla gelmiş vatandaşlar mangal yakmışlardı. “Bu yaz biraz zor geçer böyle!” diye mırıldandım. Daha fazla şeye bakmadan gayrı ihtiyari bir şekilde 177’yi aradım. 177 beni otomatik olarak 112’ye yönlendirdi. 112’deki görevliye durumu anlattım. Görevli bana İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni aramamı söyledi. Bunun üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni aradım. Karşıma çıkan görevliye durumu anlattım. Görevli bana bu konuyla ilgili olarak Foça Belediyesi Zabıtasını aramam gerektiğini söyledi. Ben de Foça Belediyesi’ni aradım. Karşıma çıkan görevliye durumu anlattım. O da bana hafta sonları belediye zabıtası hizmeti vermediklerini söyledi. Zaten ben de o bölgede yangın risklerinin takibinden belediye zabıtasının sorumlu olduğuna inanmamıştım. Yani risk ihbarı labirentinde çıkmaz bir sokağa girmiştim. Buradan öteye gidecek bir noktam kalmamıştı. Ayrıca bana belediye zabıtasının o bölgedeki yangın riskinden sorumlu olduğu bilgisi pek inandırıcı gelmemişti. Son bir hamle olarak İzmir Orman Bölge Müdürlüğü’ne telefon ettim. Telefon cevap vermedi, muhtemelen onlar da hafta sonu tatili dolayısı ile telefonu açmadılar.
Tabii moralim bozuldu. O hafta sonu o bölgedeki risk devam edecekti. Bir vatandaş olarak vatanı koruma refleksi ile yetkililere görünür bir risk ile ilgili önemli bir bilgi vermek için bir çaba göstermiştim ama sonuç alamamıştım ve huzurum kaçmıştı. Benim beklentim telefonumla birlikte doğrudan ilgili birime bağlanmak gördüğüm durumu rapor etmek ve sonra tatilime huzur içinde devam etmekti. Ama bu olmadı. Aramalarıma devam etsem labirentte daha da kaybolacaktım, belki de moralim daha da bozulacaktı.
Koydan çıkarken eşim pos cihazı ile para kesen adama etrafta ateş yakıldığını söyledi. Adam da eşime çay, yumurta gibi şeylerin pişirilmesine bir şey demediklerini, tüpten kıvılcım çıkmayacağı cevabını verdi.
Konunun uzmanları ile yüz yüze görüşmenin daha faydalı ve verimli olacağını düşündüm. Pazartesi sabahı İzmir Orman Bölge Müdürlüğü’nün yolunu tuttum. İçeri girdim. Yangın riskleri ve ihbarlarla ilgili birimle görüşmek istediğimi kapıdaki görevliye söyledim. O da bana ilerde prefabrik evlerin olduğu yerde ilgili kişileri bulabileceğimi söyledi. Burada iki uzmanla görüştüm. Durumu anlattım. Onların bana önerisi İngiliz Burnu meselesini kapsamlı bir dilekçe ile uygun gördüğüm bir kuruluşa yazmam oldu. Benim beklediğim ise önce oraya girişimin kayıt altına alınması, ben konuyu açınca önüme bir harita açılması “tam olarak neresi?” diye sorulması, söylediğim şeylerin kayıt altına alınması ve sonra o bölgeden falanca kurumun sorumlu olduğunun söylenmesiydi. Böyle bir şey olmadı. İşi benim yapmam bekleniyordu. Ama görüldüğü gibi o noktaya gelindi.
Biraz düşünmek istedim. Sonra başka uzman bir birimle iletişime geçmenin akıllıca olacağını kanaatine vardım. Geçen çarşamba İzmir İtfaiyesi Denetim ve Önleme Şube Müdürlüğü’nü aradım. Durumu anlattım. Onlar Aliağa’daki birimlerine yönlendirdiler. Orada karşıma çıkan kişi tam bir profesyoneldi. Dikkatle dinledi ve o İngiliz Burnu’nda yangın riski ihbarlarına Foça Belediye Zabıtasının baktığını kesin bir dille iletti. Hemen ardından Foça Belediyesi Zabıtasını aradım. Beni Zabıta Müdürü’ne bağladılar. Zabıta Müdürü açık ve net bir şekilde İngiliz Burnu Bölgesinde yangın riski oluşturabilecek durumlara kendilerinin baktığını, zabıta olarak bu bölgeyi denediklerini, ateş yakanlara müdahale ettiklerini, ateşleri söndürdüklerini, gerektiğinde kolluk kuvvetlerinden yangın alabildiklerini ve benim uyarım karşısında söz konusu bölgeyle daha ihtimamla ilgileneceklerini söyledi. Konuşması az önce görüştüğüm uzmanınki gibi profesyoneldi. Karşılaştıkları zorluğun Foça’nın çok geniş alana yayılan bir ilçe olması (205 kilometrekare) ve az sayıda zabıta personeli (14 kişi) ile çalışmaları olduğunu söyledi. Zabıta Müdürüne bana zabıtanın hafta sonu çalışmadığı bilgisi verildiğini söyledim. O da kesinlikle böyle bir durum olmadığını Foça Belediye Zabıtasının gece gündüz çalıştığını belirtti. Doğru bilgi verilmesi için ilgililerle görüşeceğini ekledi.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı haklı. Çabaların yangının hiç çıkmamasına odaklanması çok önemli. Bu, onlarca uçak, helikopter, yangın söndürme aracının yüzlerce insanın günlerce olağanüstü efor sarfetmesine göre çok daha düşük maliyetli. Ama yangının çıkmaması nasıl başarılacak? “Bir şey olmaz abi” zihniyetindeki binlerce vatandaş hala bütün bu yaşananlara rağmen ellerinde tüp ve mangallarla ortalıkta dolaşmaya devam ediyor. En uygunsuz ortamlarda yaktıkları ateş için en fazla birkaç bin liralık cezalar ödüyorlar. Kendilerini uyaranlara “Bir şey olmaz” diyorlar. Bu koşullarda ateş yakmak, anız yakmak, izmarit atmak, şişe bırakmak nasıl engellenecek? Her şeyden önce ihbar mekanizmasının çok etkili bir şekilde düzenlenmesi ve sonra da yangın öncesi kontrol, denetim ve yaptırımların güçlendirilmesi konusunun ele alınması gerekiyor.
İngiliz Burnu’nda yangın vaka-ı adiye gibi bir şey olmuş. Eylül 2010’da, Ağustos 2019’da, Temmuz 2021’de ve -sıkı durun- en son geçen ayın başında yangın çıkmış. Buna rağmen yılın en sıcak ve riskli günlerinde bu sahilde mangal ve tüpler çalışmaya devam ediyor. İnanılır gibi değil. Bu durumu görüp, yetkilileri uyarmaya çalışan vatandaş da 177’den başlayarak oradan oraya yönlendiriliyor ve o da çaresizlik içinde olanlara bir anlam vermeye ve bir şeyler yapmaya çalışıyor.





