Amsterdam’da konuşan TCMB Başkanı Fatih Karahan, “altın talebi enflasyonla mücadeleyi zayıflatıyor” dedi. İşte bu söz, sadece bir gaf değil; aynı zamanda Türkiye’de enflasyonun neden çözülemediğinin itirafıdır. Çünkü bu yaklaşım, sorunu değil, halkı suçlamaktır.
Altın talebi enflasyonu artırmaz. Altın talebi, enflasyona ve TL’nin değer kaybına duyulan güvensizliğin sonucudur. Vatandaş, cebindeki üç kuruşu korumak için altına sığınıyor. Çünkü yıllardır uygulanan yanlış para politikaları, geciken faiz kararları, günü kurtaran pansuman önlemler TL’yi bir tasarruf aracı olmaktan çıkardı. İnsanların altına yönelmesi rasyonel bir refleks, hayatta kalma içgüdüsüdür.
Altın kuyumcularının vitrininde değil; kira kartellerinde, gıda oligopollerinde, ulaştırma vergilerinde ve ithalata bağımlı üretim düzeninde gizli. Bugün ev kiraları bir işçinin maaşını yutuyor, gıda fiyatları iklim ve tarım politikalarındaki çöküşle tırmanıyor, akaryakıt vergileri ulaşımı lüks hale getiriyor ise… Bunları altın talebi mi yarattı?
Gerçek şu: Türkiye’de enflasyon artık yapışkan ve kronik. Fiyatlar kalıcı olarak yukarı gidiyor çünkü hükümet, mali disiplini popülizme feda etti. Çünkü Merkez Bankası yıllarca bağımsızlığını yitirdi ve siyasetin emir eri oldu. Çünkü kur oynaklığı ve ithalat bağımlılığı ülkeyi sürekli fiyat şoklarına açık hale getirdi.
Halkı suçlamak, enflasyonla mücadele değildir; siyasi sorumluluktan kaçmaktır. Vatandaşın altın alımını hedef göstermek, “biz beceremedik, suçlu halk” demektir. Bu, bırakın Merkez Bankası başkanını, sıradan bir ekonomistin bile söylemeye utanacağı bir söz olmalıydı.
Türkiye’nin enflasyonu altınla değil, kötü yönetimle, liyakatsiz kadrolarla ve popülist tercihlerle yükseldi. Halkın güvenini kaybeden bir para birimini suçlamak yerine, önce o güveni kaybettiren politikaları masaya koymak gerekir.
Altını suçlamak kolay, ama asıl suçlu aynaya bakınca görünüyor. Ve o aynada halk değil, yönetim var.
Sevgi ve vicdanla kalın…
Prof. Dr. Soner GÖKTEN






