Türkiye Ekonomisinin Aynası: Asgari ücret Tartışması

Asgari ücret tartışması her yıl tekrarlanan bir teknik pazarlık değil, Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarına ilişkin daha derin bir gerçeğin yansıması. Verimliliği artırmadan, yüksek katma değerli üretime geçmeden ve kamu maliyesinde disiplin sağlamadan asgari ücretten kalıcı bir refah etkisi elde etmek mümkün değil.

Dr. Ayhan Bülent Toptaş

Dr. Ayhan Bülent Toptaş

Bundan 20 yıl önce Türkiye’nin IMF destekli Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nın sürdürüldüğü günlerde IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger Türkiye’yi ziyaret etmiş ve bir basın toplantısı düzenlemişti. Krueger, toplantıda Türkiye’deki yüksek asgari ücretin işsizliğin azaltılması istihdamın artmasının önünde bir engel oluşturduğuna dikkat çekmişti.

Başkan yardımcısına göre Türkiye’de işsizliğin yaygın olması ve geniş çaplı kayıt dışı istihdamın mevcudiyeti asgari ücretin yüksek oluşunun kanıtlarıydı.  Bunun üzerine bir gazeteci Krueger’e şu samimi ve açık soruyu sordu: “Siz bugün geçerli olan 270 dolarlık asgari ücretle geçinebilir miydiniz?” Verdiği cevap acı bir ekonomik gerçeği ortaya koyuyordu. Eğer geçiminizi bu seviyede bir ücretle sağlamak zorundaysanız sağlayacaksınız. Bir çok insan kayıt dışı sektörde bunun altında kazanıyor ve kazandığıyla geçimini sağlıyor”

Bundan 20 yıl önce 270 dolar civarında olan asgari ücret bugün 500 dolar civarına gelmiş olsa da bugün de benzer dilemmalar yaşanmaya devam ediyor. Asgari ücrete az zam yapılsa belki bu hamle enflasyonun aşağıya çekilmesine katkı sağlayacak, istihdam seviyesini genişletecek, kayıt dışı istihdam azalacak. Buna karşın çalışanların oldukça düşük ücret ve refah seviyesinde yaşamlarını sürdürmeleri onaylanmış ve tescillenmiş olacak.  

Diğer yandan asgari ücrete bonkörce bir zam yapılsa bu sefer Krueger’in bahsettiği mahsurlar baş gösterecek. Firmalar işçiden tasarruf etmeye çalışacak, işçi çıkaracak, istihdam daralacak ya da kaçak işçi çalıştırılacak, kayıt dışı istihdam artacak.

Hesap makinesi ele alınıp türlü hesaplamalar yapılıyor olsa da hesap sonuçları pek parlak değil: Yeni net asgari ücretin 27 ila 30 bin TL arasında bir yerde belirlenmesi bekleniyor. Bu yedi ila sekiz bin TL arasında bir artış demek. Bunun çalışanların refahında önemli bir yükselme yaratmasını beklemek hayal olur.

Asgari ücreti tespit komisyonunun böyle kısıtlı ekonomik koşullarda hem işvereni hem de işçiyi tatmin edebilecek bir ücret tespit edebilmesi çok zor. Komisyonun kompozisyonu ile oynamak, ya da sektörel ya da bölgesel asgari ücret ödenmesi önerilerinde bulunmak da katkı sağlamaz. Çünkü eldeki kek çok küçük olunca, nasıl paylaştırırsan paylaştır, kimseyi doyurmak mümkün değil.  

Buradan nasıl çıkabileceğimiz belli. Çıkanlar nasıl çıktıysa biz de öyle çıkacağız: Güney Kore, Vietnam, Çin gibi verimliliği artırmamız gerekiyor. Bunun için yüksek katma değerli mal ve hizmet üretimine geçmemiz şart. Teknoloji seviyemizi yükseltmeliyiz. İnsanlarımızı da bu hedeflere göre eğitmeliyiz. Yüksek teknoloji kullanımıyla elde edilen ürünler ve artan verimlilikle gelirler artacak ve işçiler daha fazla gelir elde etme olanağına kavuşacaklardır.  

Teknoloji ve verimlilik düzeyinin artışının yanı sıra yapısal reformlara ve kamuda tasarrufa da büyük ihtiyaç var. Her yıl Kasım-Aralık ya da Mayıs-Haziran aylarında asgari ücretin ne olacağı sıkıntısı ve stresi ülkenin üstüne çöküyor ekonomik imkanlar sınırlı olunca da hiçbir tarafa yaranılamıyor.

Özetle, asgari ücret tartışması her yıl tekrarlanan bir teknik pazarlık değil, Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarına ilişkin daha derin bir gerçeğin yansıması. Verimliliği artırmadan, yüksek katma değerli üretime geçmeden ve kamu maliyesinde disiplin sağlamadan asgari ücretten kalıcı bir refah etkisi elde etmek mümkün değil.

Bu nedenle gündemin yalnızca yeni rakama değil, rakamı belirleyen ekonomik zeminin güçlendirilmesine odaklanması gerekir. Ancak o zaman hem işverenin hem de çalışanın beklentilerini karşılayabilecek daha sürdürülebilir bir ücret politikası oluşturulabilir. Böyle bir dönüşüm başarılabildiğinde, bugün çıkmaz gibi görünen asgari ücret ikilemi yerini daha dengeli ve öngörülebilir bir çalışma hayatına bırakacaktır.

Başka bir deyişle, 270 dolarla geçinmeyi “normal” bulan IMF’ci bakış açısını 2025’te hâlâ haklı çıkarmaya devam mı edeceğiz? Her Aralık’ta aynı kısır tartışmayı, aynı yetersiz rakamlarla tekrarlayıp duracak mıyız? Yoksa Güney Kore ve benzeri diğer ülkelerin ekonomik mucizelerini kendimize örnek alıp, bir verimlilik devrimi başlatıp, 20 yıl sonra “asgari ücret” kelimesini nostaljik bir hatıra haline mi getireceğiz? Takdir tabii ki yüce milletinindir.

Exit mobile version