Gözaltı Gündemi Siyaseti
Ekranlarda uyuşturulmuş bir ülkeyiz.
İktidarın MHP ile mi yoksa kendi iç çekişmeleriyle mi meşgul olduğunu ayırt etmek güç. Fısıltı gazetesi ise her zamanki gibi işini iyi yapıyor. Sabah gazetesine davulu vermişler; tokmağı tutan ritmi istediği gibi belirliyor.
“Dindar nesiller yetiştireceğiz” diyen bir iktidarın, 23 yılın sonunda yetiştirdiği nesillerle şimdi tanışıyoruz ;Pudra şekerli gençler.
İktidarın “Aile Yılı” ilan ettiği 2025’te, bir toplu seks ve uyuşturucu ,pardon, “pudra şekeri” soruşturmasından diğerine koşuyoruz. Baykuş kafası gibi bir o yana, bir bu yana dönüyoruz.
Dindar olmaktan, imam hatip mezunu olmaktan gurur duyduklarını söyleyen; laik ve seküler kesimin ahlaki değerlerini sorgulayan isimlerin, örneğin Veysi Ateş gibi, Sezgin Baran Korkmaz’dan menfaat devşirmeye çalıştığı ortaya çıktı. Anladığım medya sektöründe din ve ahlak, kişisel menfaatlere göre yeniden yorumlanabiliyor.
Bir başka gariplik de şu: Soruşturmalar “gizli” deniyor ama gözaltına kimin alınacağı kamuoyuna jet hızıyla servis ediliyor. Büyük rantın döndüğü medya sektöründe, iktidara yakın grupların birbirine gösterdiği sopalar havada uçuşuyor.
Her gün çürümenin başka bir evresini konuşuyoruz.
Belki gereksiz bir bilgi ama yine de not düşeyim: İnsan ölümünden sonra çürüme ve koku 13–51 gün arasında sürer. 52. günden sonra koku da kaybolur.
Bu ülkedeki çürüme de bir süre sonra kokusuyla birlikte ortadan kaybolur mu?
Dünyadaki en zor sınav, insanın kendine dürüst olmasıdır. Shakespeare’in dediği gibi, kendini kandırmak en kolay aldanıştır.
Bir grup “Kime ne” şarkısını söylüyor, bir grup “Açım” diye bağırıyor. Old money ile new money birbirine karışmış durumda. Medyadaki bu kötü magazini bir kenara bırakıp asıl sorulara bakalım:
- Uyuşturucu nereden, hangi torbacıdan ya da torbacılardan temin edildi?
- Asıl büyük torbacı ağını kim yönetiyor?
- Okul önlerinde satışları engellemek, gençliği korumak için hangi önlemler alındı?
Türkiye, maalesef uyuşturucu dağıtım zincirinde Balkan güzergâhının önemli bir halkası hâline geldi. Bunu yeni öğrenmedik; gazete arşivlerinde yıllardır yazıyor. Mersin Limanı, Güney Amerika’dan Avrupa’ya uzanan rotada kritik bir transit nokta.
Medyanın seks ve uyuşturucu gündemi, memleketin en büyük meselesi değil.
Asıl meseleler şunlar:
Çözüm süreci, ekonomi, gıda enflasyonu, ihracat, üretim, tarım politikaları, eğitim, güvenlik ve Kıbrıs’ta EOKA’ya alternatif hareket tartışmaları.
Ekonomide gündemimiz sadece asgari ücret artış oranı oldu, fakat ekonomiye alım gücüne ne kadar değer sağlayacak? Yapılacak artış oranında her bir ürün her bir hizmetin de maliyeti artacak. SGK prim oranları 1 ocak 2026 itibari ile değişecek ve İşverenler için uzun vadeli sigorta kolları prim oranı %20’den %21’e yükselecek ayrıca işveren payı da %11’den %12’ye çıkacak. İmalat sektörleri dışındaki iş yerleri için uygulanan 5 puanlık prim indirim avantajı 2 puana düşecek.
Bence en önemli mesele kapımızın eşiğinde duruyor;
Suriyedeki gelişmeler sonrası MHP tarafında siyaset gündemine bomba gibi düşen çözüm süreci Bahçeli süreci olarak gündeme oturdu.Fakat gündemde kalmaması için ise herşey yapılıyor.İktidarın küçük ortağının bu cüretkar çıkışına Ak Parti temkinli yaklaşıyor halk ise şaşkın en azından halktan biri olan ben şaşkınım.
Siyahlar beyaz, beyazlar siyah oldu. Dün kötü olan bugün iyi. Tam da siyaset gibi. Bu yüzden genç nesil siyaseti mantıklı bulmuyor; siyaseti hâlâ X kuşağı ve öncesi yapıyor.
Demirel’in dediği gibi: “Dün dündür, bugün bugün.” Dün dünde kaldı mı gerçekten?
TBMM’ye DEM Parti tarafından sunulan “Kürt politikası” ve çözüm önerileri, 2025 sonu itibarıyla bir rapor ve yasa teklifi hâline getirildi.
Talepler arasında anadilde eğitim, eşit yurttaşlık, yerel yönetimlerin mali ve idari özerkliği var.
Eşit yurttaşlık kavramı kafamı karıştırıyor. Mecliste Kürt milletvekilleri yok mu? Kürt kökenli öğretmenlerimiz, doktorlarımız yok mu? Eşit yurttaş olmak için daha ne yapmalıyız?
Buradan ulus-devlet meselesine gelmek istiyorum.
7 Aralık 1970’te, Batı Almanya Başbakanı Willy Brandt, Varşova’da diz çöktü. Nazi döneminin suçları için, 25 yıl sonra af diledi. Bir tabu yıkıldı. Almanya tarihiyle yüzleşti ama ulus-devletinden vazgeçmedi.
Almanya ulus olmayı biyolojik değil, anayasal değerlerle tanımladı.
Eğitim, hukuk ve anayasa ortak ulusal çerçevede birleşti.
- Avrupalı olmak, Alman olmaktan vazgeçmek anlamına gelmedi.
- Türkiyeli olmak da Türk olmaktan vazgeçmek anlamına gelmemeli.
- Almanya entegrasyonu, ulus-devleti zayıflatarak değil; hukuka, dile ve kuruma dayandırarak sağladı.
Türkiye de entegrasyonu, Türkçeyi kamusal alan ve eğitim dili olarak koruyarak; hukuki zeminde ilerletmeli. Göçmenleri aldıktan sonra uyum yasasını gerçekten uyguladık mı?
DEM Parti ile iktidar arasında konuşulması gereken tek şey, devlet kültürüdür.
X kuşağı ve öncesinin hafızasında darbeler, sağ-sol çatışmaları var. O gençlerin hayatları bölündü, parçalandı, yönetildi.
Ama dünya değişti.
Y ve Z kuşağı geçmiş ideolojilerle değil; yapay zekâ, savunma sanayi, iklim krizi, tarım, kuraklık ve gelecek güvencesiyle ilgileniyor. Biz hâlâ geçmişin siyasal romantizmiyle geleceği kurmaya çalışıyoruz. Bu mümkün mü?
Türk toplumunda karşılık bulacak olan; sağlıkta, eğitimde ve hukukta adil bir merkezi yönetimdir. Ticari hayatın yalnızca Doğu’da değil; Toros eteklerinde, Karadeniz’in köylerinde de canlanmasıdır. Bir yerde Lazca, bir yerde başka bir dil üzerinden siyaset üretmenin sonu nereye varır?
Biz kardeşlik türküleri söyleyelim penceresiz kaldım anne geçmişin muhteşem şarkıları olsun penceresiz kalan çocuk kalmasın. Bozkırın çığlığını dinleyelim …Aşık Veysel’in, Atatürk’e ağıdını dinleyelim.
Ağlayalım Atatürk’e
Bütün Dünya kan ağladı.
Başbuğ ölmüştü mülke
Geldi Ecel Can ağladı.
Koruyalım yurdumuzu
Dost değil düşman ağladı…
Bu arada ekranda gördüğümüz görüntülere yazık!!!! Mecliste kavga olmaz hele Atatürk kavgası hiç olmaz.
Uzun ince bir yoldayız.
Kalın sağlıcakla …..





