8 Mart Dünya Kadınlar Günü…
8 Mart, 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde kırk bin tekstil işçisi kadının eşit ücret ve eşit çalışma saatleri için verdiği mücadele sırasında hayatını kaybeden 129 kadın işçinin eşitlik haykırışlarının küllerinden doğmuş bir gündür. Evet, kelimenin tam anlamıyla küllerinden… Çünkü o kadınlar yanarak can verdiler.
Bu acı gün, zamanla evrim geçirerek bir mücadele ve yas gününden çıkarılıp bir kutlama ve anma ritüeline dönüştü. Tam elli dört yıl sonra…
Bugün Türkiye’de ne kadar güzel kutlamalar yapılıyor: markaların farkındalık şarkıları, şiirler, kadınlara özel sözler…
Peki ya yarın?
Şubat ayında 23 kadın öldürüldü, 29 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Mart ayı raporunda yine basit bir rakam verilecek, yıl sonunda toplam sayı ve yüzdeler kamuoyuna açıklanacak.
Oysa bu rakamların her biri bir hayat… Bir anne, bir kız, bir kardeş…
Türkiye’de kadın cinayetleri konusunda 6284 sayılı kanun yürürlükte. Bu kanun, şiddete uğrayan kişilere birçok hak sağlıyor: sadece fiziksel değil, cinsel istismara, psikolojik şiddete ve ekonomik şiddete uğrayanları da kapsıyor.
Kanun maddeleri açısından yeterli olsa da uygulamada sıkıntı yaşanıyor. Her tehdit altındaki kadının başına bir polis koymak mümkün değil; devriye gezse bile olay bazen on saniyede gerçekleşiyor.
KADES uygulaması kadınları koruyan bir mekanizma. Ancak çoğu zaman kadın o son görüşmeye gitmemeli; yeni kimliğiyle izini kaybettirecek güçlü bir koruma sistemi kurulmalı.
Bu işte en kritik başlık denetimli serbestlik sistemi. Öfke kontrolü programları, psikolojik destek seminerleri ve haftalık imza zorunluluğu gibi uygulamalar devreye girmeli.
Öfke kontrolü olmayan kişilere öncelikle psikolojik destek verilmeli. Ailesi, anne ve babası hayattaysa birinci derece yakınları da sorumluluk mekanizmasına dahil edilmeli. Kadına zarar verildiğinde suç işleyen kişinin anne ve babası da yaptırım kapsamına alınmalı.
Suça ortak olma, suça teşvik veya suça azmettirme gibi aileyi de bağlayan yasal düzenlemeler olursa Türkiye’de bazı şeyler değişebilir. Anne ve baba hayatta değilse, şiddete eğilimli kişiye psikolojik destek yoğunlaştırılmalı. Kamu kaynakları özellikle adliye ve devlet kadrolarında psikolog ve sosyolog sayısını artırmalı.
Mevcut Haklar
• Geçici Koruma Tedbirleri: Faillerin geçici olarak evden uzaklaştırılması
• Barınma Hakkı: Devlet destekli sığınma evlerinde kalabilme
• Psiko-sosyal Destek: Psikolojik ve rehabilitasyon hizmetleri
• Adli Yardım: Dava açmak için gerekli hukuki destek
Yıllık sınırlı veriler gösteriyor ki Türkiye’de ortalama her güne 1,1 kadın cinayeti düşüyor. Bu konuda dikkatleri acı dolu haykırışlarla bile çekemedik; öksüz kalan çocukları, kayıp nesilleri anlatamadık, çığlıklar ağıtlara dönüştü…
Kadınlar için bu hafta bol bol özlü sözler, süslü cümleler, kadın gururunu okşayan konferanslar yapılacak; iki saatlik konuşmaların ardından elimizde bir karanfil ile eve döneceğiz.
Peki sonra?
TBMM’YE ÇAĞRI
2024–2026 yılları arasında kadınlara yönelik şiddetin tüm yönleriyle araştırılması için CHP ve DEM Parti önergeler vermiş; MHP ve AK Parti oylarıyla reddedilmiş. Daha sonra İYİ Parti ortak komisyon önergesi sunmuş ve kabul edilmiş.
Sonuçları kamuoyuna kapsamlı şekilde sunulmamış; üç ya da beş sayfalık raporlarla geçiştirilecek bir mesele değil bu.
Muhalefet, özellikle ana muhalefet, iç politikada daha somut ve gözle görülür bir muhalefet yapabilecek mi? Dış politikada ise, ulusal çıkarları hiçe sayan söylemler yerine, sorumlu bir dil gerekiyor.
Ana muhalefet lideri olarak, diğer partilerle ortak ulusal çizgide durulmalı; AK Parti ve MHP aktif çalışmalarla önergelerini sunmalı diğer partiler de ulusal kaygıları dikkate alarak tek yürek olmalı. İç politikada ise ezber bozarak, gölge bakanlarla somut projeler geliştirmek şart.
İKİ FATMA NUR VE BİR YETİM: KEMAL
Aynı gün…
Aynı isim…
İki Fatma Nur.
Bir öğretmen öldürüldü.
Bir annenin kızı öldürüldü.
Bir evladın annesi öldürüldü.
Yeni yüzyıl Türkiye’sinde annelerin kızlarına en güvenli meslek olarak tavsiye ettiği öğretmenlik, artık şiddetin hedefi olabiliyor.
Öğretmen Fatma Nur yaralıyken aklında evladı vardı o cümleyi söyledi ve son nefesini verdi:
“Oğlum Kemal’i okuldan alın.”
Arkasında annesiz bir çocuk bırakarak bu dünyadan gözü açık gitti. On yaşında bir yürek, okul kapısında annesini bekleyecek… Ateşi çıktığında annesinin şefkatli elinin alnında ateşini ölçmesini, öpmesini bekleyecek… Bayramlarda annesini bekleyecek, çiçeğini toprağa ekecek… Sevgisini gözyaşlarıyla toprağa verecek.
Türk kadını… Sen evladına böyle bir gelecek vermek ister misin?
Bu ölüm öğrenciden, müvekkilden veya hastadan gelebilir. Eğer bu şiddet eğitim yuvasında çözülmüyorsa, nerede çözülecek?
Değerler eğitimi ve öğretmen hakları üzerinde ciddi bir çalışma yapmak gerekiyor. Akıllı tahtalar geldi ama akıllar dünyayı yakalayamadı. Değerler eğitimiyle ahlaklı nesiller yetiştirecek öğretmenlerimizin kıymetini bilirsek güçlü bir toplum oluruz. Peygamberimiz “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” demişti; biz kölesi değil, katili oluyoruz. Sustukça hepimiz ortak oluyoruz…
BİR BAŞKA FATMA NUR
Fatma Nur’lardan bir diğeri, tecavüzcüsüyle evlendirilen bir anne… Sekiz yaşındaki kızının cansız bedeniyle birlikte bulundu. Tecavüzcünüzle evlenmek ister miydiniz empatiye ne kadar uzak, beyninizde hiç yeri olmayan bir konu dimi? Aslında en ağır soru tecavüzcü yaratığa sorulmalı annesi tecavüzcüsü ile evlense ne hissederdi?
Fatma Nur Çelik ve kızı Hira İkra’nın cansız bedenleri Zeytinburnu sahilinde bulundu. Anne, failin tutuklanmaması nedeniyle başlattığı adalet nöbetinde şunları söylemişti:
“Başıma bir şey gelirse intihar demeyin.”
Türkiye’nin yüzüne çarpan acı bir gerçek.
2026 yılı “Muhteşem Aile Yılı” ilan edilirken, yaşananlara karşı muhalefet partilerinin gölge bakanlarını göreve davet ediyorum. Kadınlar ölürken sadece başsağlığı dilemek yetmez.
UYAN TÜRKİYE
Atatürk der ki:
“Şuna inanmak gerekir ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”
“Öğretmenler; yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”
“Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.”
Fatma Nur’un oğlu Kemal’i okuldan alın. Türkiye… Artık gerçekten uyan.






