Düşme
Bir düşmeye gör, çevrende kimse kalmıyor! Hep ayakta kalacaksın; dik olmak gerek yer çekimine karşı!
Yer çekimi bombaları çekiyor. İsrail’de çekim fazla, İran’da çekim fazla; bombaları çekiyorlar! Yer çekimine “dur” deseler, havada binlerce bomba kuş sürülerine karışacak. Ama öyle olmuyor; düşüyorlar, ölüyorlar, öldürüyorlar… Bir bir, topluca!
Bombalar düşüyor. Ayakta kalmak artık hiç önemli değil; tam tersine, yere atmak, tesiri daha az hissetmek için yerle bir olmak daha önemli. Herkes kendini yere atıyor. Ayakta kalmanın hiç önemi yok, yerle bir olan yerlerde. Yerle bir olmamak için toprakla bedeni paralel yapmak gerek. Canlı ve cansız, sonrasını bombalar biliyor!
Düşüyorlar! Ayakta kalmak artık çok zorlaşıyor.
Düşe kalka yaşanıyor hayat. Kimler geldi, kimler gitti… Bunlar da gidecek, geçecek. Her şey toprağa yakın olmak; hayattayken hayattan vazgeçmemeye çalışmakla başlıyor. İnsanlık toprağa uzanmış, seyrediyor.
Irak’ta, İsrail’de, Ukrayna’da ya da Rusya’da değişmiyor. Düşen bombaya karşı toprak olmamak için toprağa atıyorlar bedenlerini. Düşüyorlar, bombayla birlikte toprağa!
Altın da, gümüş de, borsa da düşüyor; bombalar düşürüyor! “Düşmeyen ne kaldı?” diye bakıyorum.
İnsanlık yerlere düşmüş durumda düşmeyen ayakta kalan ne var biliyor musunuz? Ayva
Evet Ayva… Ayva düşmüyor! ayvayı yiyemiyoruz artık. Kötü günlerin temsilcisi ayvayı yiyemiyoruz artık. Gelecek barış dolu güzel günlerin habercisidir umarım bu durum.
Ayvanın kilosunu bilenler, bilmeyenlere söylesin lütfen! Ayva yok artık düzelecek her şey; insanlık kötüye gitmez!
Komşumuz savaşırken bizler trafikte başka savaşlar veriyoruz. Biri kameraya çekiyor, diğeri tepiniyor. Bir yandan düşen füzeleri seyrederken, diğer yandan arabaların çevresinde ölenleri, öldürenleri izliyoruz. Kadim geçmişe sahip bu toprakların kültürlü, bilge insanlarının çocuklarına ne oldu?
Düşüyoruz bir bir; yolda, savaşta, barışta düşüyoruz! Gençlerimiz barışta, sokaklarda savaş veriyor. Ölüyorlar, öldürüyorlar!
Anneler çaresiz…Gözyaşları hiç dinmiyor bu topraklarda. Katilin annesi de, kurbanın annesi de ağlıyor.
Ateş düştüğü yeri yakıyor!
Savaşın olduğu yerde başka bir şeyden bahsetmek çok zor. Ama biz, barış içindeyken de savaş veriyoruz. Bir serseri kurşun yorgun ilerliyor, bir masumun yere düşmesine sebep oluyor. Yer çekimi var!
İnsanlık olarak yere çekilmişlerden olmayalım. Dik durup savaşa “hayır” diyelim; sokakta da, yollarda da savaşa hayır!
Yaptığı haber sevimsiz bulunduğu için içeride olan gazetecilerin dışarıda olması lazım. Bizim bilgi almamız, onlardan öğrenmemiz gerek. Gerçekler saklanamaz ki. Gazeteci de gerçeği kovalar ki.
Anneyle çocuğun neden intihar ettiğini bilmeliyiz ki anneler, çocuklar ölmesin! Bunun haberini yaptı diye bir gazeteci tutuklanmasın!
İnsanlık kötüye gitmez. Ayva yemeyeceğiz artık. İyi günlerimizin sayısının her gün daha fazla olduğu yıllar yaşayacağız. Kötülerin haberlerini yapacak gazeteci bulamayacağız; çünkü kötülük olmayacak! Kötülerin haberlerini iyi ki zamanında yapmışlar… Bugün güzel ve aydınlık günlerimizi onlara borçluyuz.
Pollyanna gibi, aşırı iyimser bulabilirsiniz bu yazıyı. Olabilir… Düşmeyin bu tuzaklara. İyimser olun; iyilik bulaşıcıdır.
Gazeteciler gerçeğin haberlerini yapıyorlar, içeride olsalar da…
Sahi, neden anneyle çocuk intihar etmişti?
Yer çekimine kapılmayın! Savaşa hayır diye ayakta haykırmalıyız. Yer çekimi hepimizi bir bir, topluca çekiyor…
Ertuğrul Sadıkoğlu
[email protected]






