Bankalar Müşteri İçin Yarıştı, Peki Çalışan İçin de Yarıştılar mı?
Yıllardır bankacılık sektöründe rekabet denince akla müşteriler geldi.
Daha fazla müşteri, daha fazla kredi, daha fazla mevduat, daha fazla pazar payı…
Ancak son dönemde yaşananlar farklı bir soruyu gündeme taşıyor.
Rekabet Kurulu’nun soruşturması ve bir kurumun uzlaşma yolunu tercih etmesi, gözleri sektörün görünmeyen tarafına çevirdi: çalışanlara.
Çünkü son yıllarda bankacılık sektöründe çalışanların konuştuğu konular müşteri sayısından çok farklı.
Artan iş yükü.
Yaygınlaşan tükenmişlik hissi.
Mobbing iddiaları.
Enflasyonun gerisinde kaldığını düşünen ücret artışları.
Sürekli büyüyen hedefler.
Azalan motivasyon.
Elbette bunların hiçbiri tek başına bir rekabet ihlalinin göstergesi değildir.
Ancak şu soruyu sormak gerekir:
Eğer çalışanlar sektör genelinde benzer sorunları yaşıyor ve kendilerine daha iyi koşullar sunacak alternatifler bulmakta zorlanıyorsa, ortada gerçekten güçlü bir iş gücü rekabeti var mıdır?
Belki de bugün tartışılması gereken konu soruşturmanın sonucu değil.
Çünkü asıl mesele çalışanların ne hissettiğidir.
Kendini değerli hisseden çalışan kurumunda kalır.
Kendini çaresiz hisseden çalışan ise kalmak zorunda kalır.
İkisi arasında büyük bir fark vardır.
Ve gerçek rekabet, insanların kalmak zorunda olduğu değil, kalmayı tercih ettiği kurumlar yaratabilmektir.






