Patron Şirketi Borsaya Açılınca Kurumsal Olur mu?
Halka arz mı, patron arzı mı?
Halka arzın temel amacı; şirketlerin büyümesi için sermaye sağlamak, kurumsallaşmayı güçlendirmek ve yatırımcıya ortaklık fırsatı sunmaktır. Ancak son dönemde yaşanan bazı örnekler, “Halka gerçekten şirket mi açılıyor, yoksa sadece finansman ihtiyacı mı karşılanıyor?” sorusunu gündeme getiriyor.
Birçok şirkette halka arzdan sonra da patron yönetim üzerindeki mutlak hakimiyetini koruyor. Yönetim anlayışı değişmiyor, hesap verebilirlik kültürü oluşmuyor, bağımsız yönetim mekanizmaları ise çoğu zaman kağıt üzerinde kalıyor. Borsaya açılan şirketin zihniyeti değişmedikçe, sadece ortak sayısı artmış oluyor.
Daha düşündürücü olan ise, halka arz sürecinde olan veya kısa süre önce halka arz edilmiş bazı şirketlerin ciddi mali sıkıntılar yaşaması, hatta konkordato ilan etmesi. Bu durum, yatırımcıların aklına şu soruyu getiriyor: Finansal riskler yeterince görülebiliyor mu? İnceleme ve denetim süreçleri, yatırımcıyı koruyacak derinlikte mi işliyor?
Elbette başarılı, şeffaf ve yatırımcısına değer üreten birçok halka açık şirket var. Sorun, sistemin en zayıf halkalarının tüm piyasaya olan güveni sarsmasıdır.
Sermaye piyasalarının en değerli sermayesi paradan önce güvendir. Küçük yatırımcı, “ortak” olduğunu hissedemiyor; kendisini yalnızca sermaye sağlayan taraf olarak görmeye başlıyorsa, halka arzlar zamanla yatırım fırsatı olmaktan çıkıp güven kaybına dönüşebilir.
Sermaye piyasalarının büyüklüğü, kaç şirketin halka açıldığıyla değil; yatırımcının ne kadar korunduğu, şirketlerin ne kadar şeffaf olduğu ve patronların gerçekten kurumsal yönetime ne kadar alan bıraktığıyla ölçülmelidir.
Yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesi için yalnızca şirketlerin değil; Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul, Kamuyu Aydınlatma Platformu, bağımsız denetim kuruluşları ve şirket yönetimlerinin de kendi sorumluluk alanlarında daha güçlü bir hesap verebilirlik anlayışı sergilemesi gerekiyor.






