Mali Durum Gizli, Tercihler Kör: Vakıf Üniversitelerinin Finansal Sırları!
2025 yılı Yükseköğretim Kurumları Sınavı-YKS tercihleri yapıldı ve açıklandı.
Öncelikle kazanan tüm gençlerimizi tebrik edelim. Hayırlı, uğurlu olsun…
Gelelim işin diğer boyutuna: Yükseköğretim Kurulu-YÖK tarafından yapılan açıklamaya göre 2025 yılı için vakıf yükseköğretim kurumlarındaki genel kontenjanların doluluk oranının yüzde 75,8 olarak gerçekleştiği ifade edildi.
2024 yılında vakıf üniversitelerinin genel kontenjanlarının doluluk oranı ise yüzde 91,14’tü.
Yani vakıf üniversitelerinin doluluk oranlarında yüzde puan olarak 15,34 ve oransal olarak yüzde 16,83 düşüş söz konusu! Doğal sonuç.
Neden?
Önce negatif reel faiz dönemi ve takiben Kur Korumalı Mevduat-KKM ile hortlayan enflasyon ve sonra enflasyonla mücadele kapsamında yüksek faiz dönemi yani sıkılaşma ile satın alma gücü erozyonuna uğrayan veliler, vakıf üniversitelerindeki astronomik ücretler karşısında tercih itibariyle devlet üniversitelerini ön plana koydular.
Aday Öğrenciler Nasıl Tercih Etti?
Öncelikle aday öğrenciler puanlarına dayalı başarı sıralamalarına baktılar.
İyiler en prestijli olanlarını burslu olarak tercih etti.
Görece daha düşük olanlar ise maddi durumlarına göre tercihte bulundular.
Lakin vaziyet gösterdi ki; vakıf üniversitelerindeki başarı sırası barajı olan programlarda doluluk oranı yüzde 72’ye kadar geriledi. Yani başarılı öğrenciler maddi kaygılar nedeniyle belki de devlet üniversitelerindeki emsallerine göre çok daha kaliteli eğitim veren üniversiteleri tercih edemediler.
Diğerleri, yani ellerindeki puanlara göre maddi imkânı olanlar ise YÖK Atlas’a baktılar, üniversite tanıtım günlerine iştirak ettiler, sordular soruşturdular ve tercihte bulundular.
Ancak çok önemli bir bilgi eksikliğiyle bu tercihleri yaptılar!
Neydi Bu Bilgi?
Vakıf üniversitelerinin MALİ DURUMU!
Maalesef Türkiye’de vakıf üniversitelerinin finansal durumları yani gelir-gider tablosunu, nakit akış tablosunu, borç yapısını, öğrenci gelirlerini, araştırma gelirlerini, bağışları, emeklilik yükümlülüklerini, üst yönetim ücretlerini vb. içeren finansal raporlar kamuya açıklanmıyor.
YÖK’e faaliyet raporu ve mali rapor sunuyorlar ve bu raporlar Sayıştay’a iletiliyor o kadar.
Diğer bir deyişle, tercihte bulunacak aday öğrenciler ve veliler vakıf üniversitelerinin mali durumu hakkında fikir sahibi olamıyor.
Sistem Nasıl İşliyor?
Denilebilir ki, Türkiye’de özel üniversite yok.
Evet, doğru, vakıf üniversiteleri var.
Vakıf üniversitesi tanımlamasının gerekçesi de VAKFETMEK olgusu!
Arkasında holding olabilir, güçlü şirket ve aileler olabilir. Bir vakıf tesis edilir, bu vakfa bağış tanımlanabilir ve bu vakıf da kar amacı gütmeyen bir üniversite kurar.
Her bir vakıf üniversitesinin ise garantör bir devlet üniversitesi olmak zorundadır.
Tüm bu süreçler YÖK tarafından onaylanır, kuruluş iznini müteakip YÖK tarafından denetlenir.
Şayet vakıf üniversitesi faaliyetlerine devam edemeyecek hale gelir ise garantör devlet üniversitesinin bünyesine girer.
Örneğin A vakıf üniversitesinin garantörü B devlet üniversitesi ve A vakıf üniversitesi faaliyetlerini devam ettiremezse B devlet üniversitesine devredilir. Yani A vakıf üniversitesi ismen ve cismen hayatını noktalar.
Bu bahisle sistemsel olarak vakıf üniversitesinin basit tabirle BATMASI durumunda öğrencilerin mağdur olmayacağı ifade edilebilir.
Ama Kazın Ayağı Öyle Değil!
Bu olgu tek başına vakıf üniversitelerinin mali durumlarının açıklanmaması için yeterli değildir.
Çünkü devir süreci teoride öğrenciyi korur ama pratikte ciddi sorunlar yaşanır: Program uyumsuzlukları nedeniyle öğrenciler yıllarını kaybedebilir. Akademik kadro dağılır, kalite düşer. Sosyal ve kültürel ortam kaybolur. Diplomanın “marka değeri” zedelenir.
Ayrıca, sürdürülemez bir finansal yapı öğrencileri ani ücret artışları ile karşı karşıya bırakabilir. Her ne kadar ücret artışları YÖK tarafından kontrole tabi ise de; finansal gereklilikler kapsamında üniversiteleri yaşatma güdüsüyle ve tüm vakıf üniversitelerini arz edenler olarak düşünürsek birlikte hareket kabiliyetleri yani piyasa oluşturmaları nedeniyle YÖK bir yere kadar müdahil olabilecektir. Yani öğrenciler “batma riski” olmasa da, doğrudan maliyet şoklarıyla mağdur edilebilir.
Finansal Güç ile Akademik Kalite İlişkisi…
Kaliteli eğitim finansal kapasiteyle doğrudan ilişkilidir.
İyi akademik kadro, güçlü araştırma kapasitesi, teknolojik yatırım, kültürel ve sosyal imkânlar için güçlü finansal yapı gerekir.
Tercih üniversitenin ismiyle özdeşleşmektir. Yaşamsal akademik etikettir. İş ve sosyal hayatta lobileşmedir. Yani sürekliliktir. Süreklilik ise güçlü finansal yapı gerektirir. Zayıf finansal yapı devredilme riskini ön plana alır ki, bu durum sürekliliğin teşkilini ortadan kaldırır.
Akreditasyon riski de eklenmelidir: sürdürülemez mali yapı, akademik kurumun uluslararası kabulünü ve akademik kadrosunu korumasını zorlaştırır.
Gizlenen mali durum asimetrik riski artırarak velileri birer ZORUNLU KABULE itmektedir.
Yani mevcut durumda üniversite yönetimi kendi finansal durumunu bilirken, “hizmeti satın alan” konumundaki öğrenci ve veli bu bilgiden mahrumdur. Bu durum, piyasa teorisinde “asimetrik bilgi” olarak adlandırılır ve şartlar her zaman bilgiyi elinde tutan tarafın lehine, diğer tarafın ise aleyhine işler.
Gelişmiş Ülkelerde Durum
Gelişmiş ülkelerde her daim kamuya hesap verebilirlik ve şeffaflık temelinde üniversiteler finansal bilgilerini kamuya açık şekilde yayınlar.
Örneğin ABD’de Gelir İdaresi Başkanlığı-IRS’e göre üniversiteler rapor verir ve bu bilgiler form-990 itibariyle kamuya açıktır. Üniversitenin gelir-gideri, bağışları, üst yönetici maaşları herkes tarafından görülebilir. İngiltere’de 140 üniversitenin üye olduğu çatı kuruluş ‘Universities UK’ üyeleri yıllık finansal raporlarını yayınlamak zorundadır. Almanya ve Fransa’da üniversiteler kamu ağırlıklıdır ve kamu fonlarından yararlanıldığı için kamuya şeffaf raporlama yapmaları esastır.
Ne yazık ki Türkiye bu hususta gelişmiş ülkelere kıyasla geri plandadır.
Özellikle Türkiye’nin yaşadığı ve kronikleşen ekonomik kriz dikkate alındığında artık vakıf üniversitelerinin finansal durumlarının kamuya açık şekilde yayınlanması kaçınılamaz bir gereklilik halini almıştır.
Vakıf üniversiteleri için zorunlu finansal raporlama standardı getirilmelidir (bilanço, gelir tablosu, bağımsız denetim raporu). Bu raporlar YÖK Atlas üzerinden herkesin erişimine açık olmalı. Öğrenci ve veliler için bağımsız bir “üniversite şeffaflık endeksi” hazırlanmalıdır.
Sonuç olarak: Vakıf üniversitelerinin doluluk oranlarındaki sert düşüş, ekonomik şartların ağırlaşmasıyla beraber şeffaflık ihtiyacını daha görünür hale getirmiştir.
Üniversite tercihi yalnızca eğitim değil, aynı zamanda gelecek yatırımıdır. Hiçbir bilinçli yatırımcı, finansal tablolarını, borç yapısını ve gelir modelini görmediği bir yere milyonlarca Lira yatırım yapmaz. Ancak Türkiye’de veliler tam olarak bunu yapmaya mecbur bırakılmaktadır. Bu nedenle şeffaf mali raporlama artık ertelenemez bir toplumsal zorunluluktur.
Ve son kelam: İyiler ile çürüklerin ayrıştırılmasında finansal yapı en önemlisidir.
Sevgi ve vicdanla kalın…
Prof. Dr. Soner GÖKTEN





