Türkiye’de konut artık halkın büyük bir kesimi için hayal…
Memlekette halk tarihin en kötü ekonomik buhranlarından birisini yaşıyor.
Bakın “Halk” diyorum… Türkiye demiyorum. Çünkü belli bir kaymak tabakanın keyfi baya yerinde.
Borsaya bakıyorsun – tarihi zirve yapmış…
Faizlere bakıyorsun akıl almaz seviyelerde – parası olan yattığı yerden servetine servet kattı.
En acısı da konut fiyatları. Varlığı olan uçtu gitti. En azından kağıt üzerinde.
Zenginlik üstel olarak artış gösterdi Türkiye’de.
Ama unutulan bir şey kaldı. O da Halk…
Tarihin en kötü ekonomik buhranlarından birisi bile demek haksızlık olur!! EN KÖTÜSÜ
Memleket koskoca bir açık hava “Survivor” yarışmasına döndü. Oturduk milyonlar olarak Açlık Oyunları oynuyoruz. En azından orada zenginler, yarışmacılara havadan yardım vs atıyorlardı, burada o da yok.
Esas problem Türkiye’nin krizde olması değil. “EN KÖTÜ KRİZ” yapan husus, ülkenin kesintisiz bir şekilde 7 YILDIR krizde oluşu…
Normal ekonomilerde olan nedir? Ekonomi iyidir – sonra durgunlaşır – kötüleşir – kötüleşme biter toparlanır – normale dönülür
Bu döngü sürekli devam eder. Bizde nasıl peki?
Bir krize girdik 7 yıldır dibin dibindeyiz. Haa buradan şu anlaşılmasın: bu kadar kriz çektik artık bitiyor toparlanacağız.
Yoooo. Kazın ayağı hiç de öyle değil.
İki sebepten dolayı:
İlki kriz bitecek gibi durmuyor. Dış bir müdahale olmadığı veya çok büyük bir değişim yaşanmadığı sürece, mevcut “şartlar ve koşullar” ile krizden çıkamayacağız.
İkinci ise kriz bitip ülke toparlansa dahi halk toparlanmayacak. Aynı yoksulluk ve sefalet devam edecek. Çünkü bu krizin bir hikayesi vardı: sistematik yoksullaştırma ve servet transferi…
Sanki bir güç, Türkiye krizden çıkamasın ve sistematik yoksullaştırma devam etsin diye uğraşıyor. İşin kötüsü de başarılı oluyor.
Aşağıda bir grafik paylaşıyorum. Son 15 yılda konut fiyatları ve TÜFE artışı.

Son 15 yılda konut fiyatları 40 katına çıkmış. TÜFE ise 17.3 katına.
Konut fiyatları, genel ürün ve hizmet artışının 2 katından fazla artmış.
Rakamları kafada net oturtamayabiliyoruz. Şöyle hayal edin size basit bir yol göstereyim.
Hayat şartları ne kadar düştü? İnsanlar en temel ihtiyaçlara bile erişemiyor. Gıda, sosyal ihtiyaçlar, eğlence, vs. Hayat standartları yerin dibinde.
Karnını doyurmaktan ve kirasını ödeyebilmekten başka gayesi kalmamış MİLYONLAR var. Ki bunu bile yerine getiremiyor insanlar.
Her gelir grubundan insanın (kaymak tabaka hariç) kendi çapında hayat standartları düştü.
İşte hayat şartlarınızın ne kadar düştüğünü böyle hayal edin. Eski hayat standartlarınıza erişimin ne kadar imkansız olduğunu göreceksiniz.
Sonra bunu 2 ile çarpın!! İşte konuta erişim o kadar imkansız.
Konut fiyatları uçtu gitti çünkü insanlar fakirleşti.
NAS dönemiyle birlikte konutta saçma sapan bir piyasa oluştu. Fiktif fiyatlamalar yapıştı kaldı.
Ve bence en önemlilerinden birisi: ne idüğü belirsiz, kaynağı belirsiz, hatta kimin olduğu belirsiz para kaynaklarının konut piyasasında talebi oluşturması.
Gelinen noktada bırakın ev almayı, kirayı ödemek bile imkansızlaşmaya başlıyor.
Eskiden insanlar emekli ikramiyesi ile ev alırdı. Şimdi kredi kartı borcunu kapatabilirlerse öpüp başlarına koyuyorlar.
Tüm süreci bir arada düşünürsek “Sistematik Yoksullaştırma” politikasının sonucu olduğu görülecektir.
Düzenli, planlı ve belirli bir sisteme göre yapılmış gibi. Sanki sistem kuruldu, altyapı sağlandı – ardından da krize sokulduk ve şimdi bunun acısını çekiyoruz.
Çok bilinen “Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi”ne bakalım. Amerikalı psikolog Abraham Maslow tarafından, 1943’te insan motivasyonunu açıklamak için geliştirilmiş bir modelin varyasyonu.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi, insanların hangi sırayla hangi ihtiyaçları gidermeye çalıştığını gösteriyor. Alt basamaklar “Temel ve zorunlu” ihtiyaçları gösterir. Üst basamaklar daha çok “psikolojik ve manevi” ihtiyaçları gösterir.
İlk basamakta ne var? Biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlar. Hava, gıda, içecek, barınma, sıcaklık vs.
Memleketin 90%’ı daha ilk basamağı geçemedi. Belki ileride “0. Basamak – hayatta kalmak” diye bir seçenek geliştirilir. Türkiye’ye özel olarak…
Biz daha gıdaya erişemiyoruz, barınacak yer bulamıyoruz. Kış gelince ısınamıyoruz. Suya erişim bile kısılmaya başlandı.
İnsan olmanın gerektirdiği ihtiyaçlara gelemedik bile. Doğada vahşi yaşamda hayatta kalmayı başarırsak; güvenlik, sevgi ve aidiyet, saygı, estetik gibi insan ihtiyaçlarına geçeceğiz umarım.
Sonumuz hayır olsun. Fakat mevcut şartlarla gidersek hayırlı bir son görünmüyor. Çünkü sanılanın aksine, yoksulluğun ve sefaletin bir dibi yok. Şartların kötüleşmesi her zaman karşı tepkiyi doğurmayabilir. Bunun örneği birçok ülke var…
Sevgiyle kalın.






