TÜİK’in açıkladığı son veriler, kişi başı milli gelirin 17.900 bin dolara ulaşarak tarihin en yüksek seviyesini gördüğünü söylüyor. Ekonomi yönetimi bu rakamları bir başarı hikâyesi olarak sunuyor; adeta “Türkiye zenginleşiyor” mesajı veriliyor.
Fakat gerçek hayatta milyonların karşılaştığı tablo, açıklanan verilerle keskin bir tezat oluşturuyor.
Çünkü sokakta, mutfakta, pazarda ve kiralık ev arayan gençlerde bambaşka bir Türkiye fotoğrafı var.
Her ekonomik veri, bir ülkenin genel durumuna dair önemli ipuçları taşır; fakat verilerin nasıl üretildiği kadar nasıl okunduğu ve nasıl yorumlandığı da önemlidir.
Türkiye’de bugün karşı karşıya olduğumuz şey tam da bu: veri ile gerçeklik arasındaki kopukluk.
Eşitsizliğin Gölgesinde Bir “Rekor”
Kişi başı milli gelir ortalama bir refah göstergesidir, ama toplumun tamamını yansıtmaz.
Ortalama değerler, özellikle gelir dağılımının bozuk olduğu ülkelerde yanıltıcıdır. Türkiye’de de tam olarak bu durum yaşanıyor.
Çok zengin küçük bir grubun gelirindeki artış, ülkenin toplam gelirini yukarı çekiyor; fakat geniş kitleler bu artıştan pay alamıyor.
Yani dolar bazlı milli gelir yükseliyor; ama bu yükseliş, toplumun ortalama Türk vatandaşının cüzdanına dokunmuyor. Aksine, gelir eşitsizliği derinleştikçe orta sınıfın alım gücü düşüyor, asgari ücretli açlık sınırının altında eziliyor, gençler geleceğini yurt dışında aramaya başlıyor.
Bugün Türkiye’de en zengin %20 ile en yoksul %20 arasındaki gelir makası, OECD ortalamasının üzerinde. Bu makas her yıl biraz daha açılıyor.
Sokağın Ekonomisi: Gerçek Zenginlik Nerede?
Türkiye’de şu anda:
- Kiralar astronomik seviyelere ulaştı.
Büyük şehirlerde tek odalı bir evin kirası bile asgari ücretin üzerinde. - Gıda fiyatları durmadan artıyor.
Market alışverişi, birçok aile için haftalık bir “lüks harcama”ya dönüşmüş durumda. - Asgari ücret açlık sınırının altında.
TÜİK verilerinden bağımsız yapılan hesaplamalar, ev geçindirmenin artık neredeyse imkânsızlaştığını gösteriyor. - Orta sınıf hızla eriyor. Ortada bir orta sınıf kalmadı neredeyse.
Güvencesiz çalışan kesimler, memurlar ve beyaz yakalılar dahi tasarruf yapamaz hale geldi. - Hanehalkı borcu rekor seviyede.
İnsanlar borç kullanmadan, kredi kartı olmadan yaşayamaz hale geldi.
Bu koşullar altında açıklanan “rekor gelir” gerçekte bir refah göstergesi olmaktan çıkıyor, daha çok toplumsal eşitsizliğin derinliğini örten bir perde gibi kalıyor.
Ekonomik Göstergelerle Gerçeklik Arasındaki Uçurum
Türkiye ekonomisi uzun süredir “vitrin ile depo” arasındaki fark üzerinden tartışılıyor. Vitrinde rekorlar, büyüme rakamları, ihracat artışları var. Depoda ise çalışanların geçim savaşı, enflasyon baskısı ve gelir adaletsizliği.
Sorun sadece ekonomik değil; aynı zamanda sosyolojik. Ekonomik rakamların geniş halk kitlelerinin refahını göstermemesi, toplumda güven krizine yol açıyor. Çünkü vatandaş, kendi yaşadığı ekonomik sıkıntıyla açıklanan başarı hikâyeleri arasında bağ kuramıyor.
Bu da şu soruyu akla getiriyor:
Rakamlar gerçekliği yansıtmıyorsa, neyi ölçüyor?
Gerçek Zenginleşme Ne Zaman Olur?
Bir ülkenin gerçekten zenginleşmesinden söz edebilmek için sadece rakamların değil, yaşam standartlarının da yükselmesi gerekir.
Buna iktisadi kalkınma diyoruz.
Çalışanlar daha iyi kazanıyorsa, alım gücü artıyorsa, gençler geleceğe umutla bakıyorsa, tasarruf yapabilen bir orta sınıf varsa o zaman “zenginleşme” kelimesi anlamını bulur.
Bugün Türkiye’de görünen ise bunun tam tersi bir tablo:
Gelir eşitsizliği hızla büyüyor, refah tabana yayılamıyor, geniş kesimler yoksullaşıyor.
Sonuç: Vitrindeki Rekor, Mutfaktaki Yangını Söndürmüyor
Özetle, rakamlar bir vitrindir; fakat vitrindeki parıltı, mutfaktaki yangını gizlemeye yetmiyor. Kişi başı milli gelirin rekor kırması, geniş halk kesimlerinin yaşadığı ekonomik zorlukları ortadan kaldırmıyor. Gerçek hayatta milyonların karşı karşıya olduğu geçim mücadelesi, açıklanan istatistiklerin vaat ettiği iyimser tablonun gerisinde kalıyor.
Türkiye zenginleşmedi; zenginleşen yalnızca toplumun çok küçük bir kesimi.
Geriye kalan büyük çoğunluk ise bir “rekor ekonomik başarı” ülkesinde yaşadığını hissetmiyor.
Bugün vitrinde rekor yazsa da, mutfakta hâlâ yangın var.
Sevgiyle kalın.





