AKP NEOLİBERALİZMİNİN ÇÖKÜŞÜ VE YANDAŞ OLİGARKLAR
Dar Alanda Top Çeviren Ekonomi, Derinde Çöken İktisat
Türkiye’de ekonomi konuşmaları yıllardır aynı dar koridorda yankılanıyor: faiz, enflasyon, döviz… Gündem sanki bir daha asla değişmeyecekmiş gibi. Birileri dümeni oraya kilitliyor, birileri de o kilide razı geliyor. Sonuç: “ekonomi çevreleri” aynı başlıklarda dönüp dolaşıyor; ülkenin iktisadi aklı da o dar alanda top çeviriyor.
Bakın, yıllardır enflasyonla mücadele ediyoruz; yenemiyoruz. Daha doğrusu, yenemiyoruz demek bile fazla iyi niyetli. Çünkü ortada “yenme” niyeti olmadığında, mücadelenin adı mücadele olmaktan çıkıyor; bir ritüele, bir gösteriye dönüşüyor. Kamuoyu da bu gösteriye çağrılıyor: “Sadece buraya bakın… Sadece bunu tartışın… Sadece bunu ölçün…” Milletin odağını buraya çektiler; tartışmayı buraya hapsettiler. Ve biz genel çerçeveyi kaçırıyoruz.
Çünkü asıl mesele enflasyonun kaç olduğu değil; iktisadi yapının ne hale geldiği.
“Sistem Çöktü” Değil: İktisadi Yapı Çöktü
Şunu net söyleyelim: AKP döneminde Türkiye’de iktisadi yapı çöktü. Ama yanlış anlaşılmasın; “sistem” çökmüş değil. Sistem tıkır tıkır işliyor. Zaten mesele de burada: Çöküş, sistemin arızası değil; sistemin hedefi.
Biz “enflasyon muhabbeti” içinde oyalandıkça, bu çöküş görünmez kılınıyor. Oysa yaşadığımız şey günü kurtaran türden bir bozulma değil; uzun soluklu, katman katman, derinleşen bir çözülme. Daha önce bu hattı “Sistematik Yoksullaştırma: Bir Ülkenin Sessiz ve Derin Çöküşü” başlığıyla ele almıştım; orada yoksullaştırmanın mekaniklerini konuşmuştuk.
Şimdi bir adım daha geriye çekilip daha büyük resmi konuşmak gerekiyor: İktisadi yapının çöküşünü. Çünkü bu çöküş, günlük dalgalanmaların toplamı değil; bir iktisat mimarisinin yeniden tasarlanması.
Ve şunu da söyleyeyim: Bu gidişat, “iktidarda kim var” tartışmasından giderek bağımsızlaşmaya başladı. En korkunç tarafı bu. Bugünümüz zaten onların elinde. Geçmişimizi çaldılar. Geleceğimize de ipotek koydular.
Çürümenin Limiti Var mı?
“Dibin bir limiti yok” cümlesi abartı sanılıyor. Değil. Ülkelerde çürümenin ve batışın bir “doğal tabanı” olmadığını görmek isteyen Afganistan örneğine bakabilir. Çöküş bir eşik değil; bir süreç. Çürüme bir an değil; bir rejim.
Şimdi tartışmaya başlayalım: Bu iktisadi düzenin adı ne?
AKP Ekonomisi Nedir?
AKP’nin ekonomi politikası görünürde neoliberalizme dayanır. İktidara geldiği günden beri temel argüman şuydu: “Devleti ekonomiden çekiyoruz.”
Neoliberal iddia basittir: Kaynakları özel sektör devletten daha etkin dağıtır; o halde devletin ekonomideki rolü kısıtlanmalıdır. Böylece rekabet artacak, verimlilik yükselecek, yeni oyuncular sahaya girecek, piyasa derinleşecektir.
Bu söylem yıllarca tekrarlandı. “Devlet ayakkabı mı üretir, şeker mi üretir, don atlet mi üretir…” cümleleriyle sembolleştirildi. Ardından devletin elindeki varlıklar satıldı: “Devlet piyasada olunca çok güçlü oyuncu oluyor, özel sektör rekabet edemiyor, sektör gelişemiyor…”
Kağıt üzerinde, kendi içinde tutarlı bir çerçeve. Peki pratikte?
Küçük Not: Madem Öyle, Kamu Bankaları?
Madem devlet ekonomiden çekiliyordu, o zaman kamu bankaları neden satmadınız? Bu sorunun cevabını herkes biliyor: Bazı araçlar “piyasa” için değil, “düzen” içindir. Çünkü mekanizmaları ve işleri oralardan dönüyor.
Ama esas soru şu değil.
Asıl Soru: “Özel Sektör” Kim?
AKP “özel sektör” dedi. Peki kimdi bu özel sektör? Devletin elindeki varlıklar satıldı; iyi de bunları kim aldı?
İşte Türkiye’nin iktisadi yapısının çöküşü burada saklı. Çünkü mesele “devleti çekmek” değilmiş; devletin yerine kimi koyduğunmuş.
Bugün dönüp bakınca görüyoruz: AKP’nin neoliberalizmi görünürde kaldı. Gerektiğinde kullandığı bir maske oldu. Çünkü devlet piyasadan çekilirken rekabet artmadı; tersine piyasada yeni bir düzen kuruldu.
Nasıl mı?
Bir Devlet Gitti, Birçok “Devletçik” Geldi
Plan şuydu gibi anlatıldı: Devlet çekilecek, özel sektör çoğalacak, rekabet doğacak.
Ama yaşanan şu oldu: Piyasadan bir devlet gitti, birçok küçük “devletçik” çıktı. Devletin ağırlığı azalmadı; sadece el değiştirdi. Kamunun yerini, iktidarın beslediği yeni bir sermaye formu aldı.
AKP kendi oligarklarını yarattı.
Ve sorun tam burada koptu.
Rekabetin artması gerekirken, her sektörde —her iş dalında— neredeyse mahalle bakkalı ölçeğine kadar inecek şekilde, her alanda, “yandaş oligark” düzeni kuruldu. İki koldan yürüdü bu süreç:
- Özelleştirilen alanlar: Devletin sattığı varlıkların olduğu sektörler… Orada yeni sahiplik rejimleri oluştu. Sadece satın almakla kalınmadı; sektörün kuralı, girişi, çıkışı, maliyeti, fiyatı, erişimi yeniden yazıldı.
- Geriye kalan bütün ekonomi: Devletin satmadığı, satamayacağı ya da satması gerekmeyen her yerde de benzer bir düzen kuruldu. İhaleden taşerona, tedarikten lisansa, izin mekanizmalarından denetim rejimine kadar, ekonominin damarlarına küçük küçük “egemenlik adacıkları” yerleştirildi.
Sonuç: Devletin çekildiği her yerde, bir “yandaş oligark” ekibi belirdi. Bunlar sektörleri ele geçirdi, rekabeti bitirdi, yeni oyuncuların girişini engelledi; tekelleşti, kartelleşti, “piyasa”yı kendi özel mülküne çevirdi.
İnanılmaz servete eriştiler.
Ve bu servet sadece bir zenginlik değil; aynı zamanda iktisadi yapının geleceğine dair bir kilit, bir pranga, bir ipotek oldu.
Neoliberalizm Nerede Kaldı?
Hani amaç “özel sektörün gelişmesi”ydi?
Ortaya çıkan tablo şunu söylüyor: Yapılan şey, kendiniz dışında olan herkesi ekonomiden uzak tutmak oldu. Yani ülkenin iktisadi geçmişine el koyup, geleceğine ipotek koymak… Bugün ise zaten onların elinde.
Bu yüzden “iktisadi yapı çöktü” diyorum. Çünkü iktisadi yapı dediğiniz şey sadece büyüme oranı değildir; sadece enflasyon değildir; sadece dolar kuru değildir. İktisadi yapı; rekabetin imkanıdır, mülkiyetin dağılımıdır, girişimin kapısıdır, emeğin pazarlık gücüdür, hukukun öngörülebilirliğidir, kaynakların kime aktığıdır. Bunlar bozulduğunda, enflasyonla “uğraşmak” sadece sisle uğraşmaktır.
Örnekler Bitmiyor: Uber, Temu, Booking…
Bakınız: Uber nerede? Niye Türkiye’de yok? “Özel sektörün önünü açıyoruz” diyenler, rekabetin en canlı olduğu alanlarda niye kapıyı kilitli tutuyor?
Bakınız: Temu… Nerede? Niye yasak?
Bakınız: Booking.com… Nerede?
Bu soruların tek bir cevabı var: Aynı işi “bizden” olan yapsın; parayı o kazansın. Aynı işi bu ülkede yaşayan diğer insanlar yapamasın. Özel sektör dedikleri “genel” bir özel sektör değil; kendi özel sektörleri. Kendi sermaye grupları.
Ve bu yüzden, “neoliberalizm” söylemi bir ekonomi programı değil; bir meşruiyet ambalajı oldu. Ambalajın üstünde rekabet yazdı; içinde tekel çıktı. Üstünde verimlilik yazdı; içinde kayırmacılık çıktı. Üstünde özgür girişim yazdı; içinde kapalı devre bir servet transferi çıktı.
Büyük Resim: Bugün Değil, Yarın da Kilitli
Geldiğimiz nokta şu: AKP, “özel sektörün önünü açacağız” diyerek ekonomi politikaları uyguladı; ama yaptığı şey, kendi sermaye grubunu yaratmak, bunları sektörlere yerleştirmek, sektörleri ele geçirmelerini sağlamak ve ekonomiyi onların asla oradan gidemeyeceği şekilde şekillendirmek oldu.
İktisadi yapı “çöktü” izlenimi uyandırırken, aslında bu bir “plansız çöküş” değil; büyük bir ekonomi politikasının parçası. Çöküşün ayak sesleri dediğim de bu: Bir gün patlayıp bitecek bir kriz değil; her gün biraz daha derine inen, her gün biraz daha kurumlaşan bir düzen.
Ve en korkuncu: Bu düzen, iktidar değişse bile otomatik düzelmeyebilir. Çünkü sorun sadece karar alıcılar değil; karar alıcıların kurduğu iktisadi altyapı. O altyapı, sermayeyi belli ellerde biriktirdi; rekabet kapılarını kapattı; iktisadi dinamizmi boğdu; geleceği ipotekledi.
Üzgünüm ama geri dönülmez noktaya yakınız — belki de çoktan geçtik.
Sevgiyle kalın.
İnstagram: https://www.instagram.com/turkeracikgozz/
Twitter (X): https://x.com/Turkeracikgoz
Linkedin: https://www.linkedin.com/in/turkeracikgoz/






