Raporluya dokunmayın;
Üniversite sınavına daha çok çalışmak, daha fazla soru çözmek içindi rapor almalar; ilk rapor o zaman girmişti hayatımıza.
Okulda zaman kaybetmemek için rapor alanlar okulun en çalışkanlarıydı. Evet, yanlış okumadınız; en çalışkanlar okula gelmemek için rapor alırlardı. Çelişki gibi olsa da okulun son günleri okula gelenler, okullarını hiç yalnız bırakmayanlar, devamsızlık yapmayanlar; rapor alanlara göre daha tembel olarak değerlendirilirdi.
Bu yolu seçerlerdi; okulun en eğlenceli son günlerinde okula gelmemeyi tercih ederlerdi.
Eğlence yerini sorumluluk almaya başlamışlardı. Soru çözmek için rapor almak masum bir eylemdi o yıllarda. Tanıdık hekim 3–5 gün bronşit raporu verir, rapor alan da birkaç yüz soru daha fazla çözerdi akranlarına göre. Raporsuzlar ise eğlenmeye devam eder, ders yapılmayan okula gelerek geçirirdi günlerini. Rapor almak bana o yıllarda hep çok zor gelmiştir; aylak olmayı, rapor alamadığım için tercih ederdim. O yılları daha az soru çözerek geçirenlerin, ilerleyen yıllarda daha fazla sorun çözeceklerini bilemezdik. Hayat, bilemediğiniz her şeyi size öğretiyor.
Daha sonra askerde gördüm rapor için bekleyenleri. Ayrı bir yere dizilirler, birbirlerini tek sıra hâlinde takip ederek revirin yolunu tutarlardı. Hepsinin sağlıklarıyla ilgili endişeleri vardı; bunu sabah içtiması yerine tek sıra hâlinde yürümelerinden anlardınız. Sıra boyunca kimisi toparlar, kimisi midesini tutar, kimisi ise normal yürüyüşüne devam ederdi. Normal yürüyenlerin iç hastalıklarıyla ilgili şüpheleri olduğunu düşünürdü dışarıdan bakan gözler. Rapor almayanlar ise “eğitim” alanında koşmaya, birlikte hareket etmeye çoktan başlamışlardı bile.
Şimdilerde rapor almak iş hayatında bir suç. Hasta olsanız da çocuğunuz hastalansa da koşa koşa işe gitmek zorundasınız. Daha fazla kâr, daha fazla hedef sizi o kadar zorluyor ki hasta olamıyorsunuz; ya da olsanız da işe gidiyorsunuz. Çağrı merkezlerinden geldi bu sefer çığlıklar…
“Hasta olsak da işe gitmek zorundayız, aramalar hedeflere yetişemiyoruz, yöneticimiz kabul etmiyor” diyor ağlamaklı bir sesle. “Artık satış ve sigorta hedeflerimiz var, bizlerin de” diyorlar.
BU TOPRAKLARDA SUÇ!
Rapor almak bir suç iş hayatında bu topraklarda. Ameliyat olduktan kısa bir süre sonra eli karnında toplantıya çağrılanları biliyorum. Sonra da “Sen bu hâlde neden geldin, git evine yat” denilmişti. İç organları toplantı masasına dökülmesinden korkulmuştu.
Raporu kabul etmeyen krallar var artık. “Bir daha alma, kabul etmem” diyor; “raporun kabul edilmedi” diyor küçük krallar. Hatta daha ileri gidip “Mesai bitse de kalacaksınız” deniyor. Saat 20.30’da hâlâ satış yapmaya çalışanları biliyorum. Nereden mi biliyorum? Beni de arıyorlar; satış için, “alın lütfen” diye bitiyor konuşma.
Aslında bir bölge seçip deney merkezi yapsalar, insanca çalışma şartları oluştursalar… Hastalanan, çocuğu hasta olan rahatça kendini ifade edebilse; günlük hedefler verilmese, hedefi tutmayana bölgeden destek ekibi yollansa, birlikte hareket edilse vs. Hedef birlikte gerçekleştirilse .Kurtarılmış bir bölge müdürlüğünde, insanî şartların daha iyi olduğu bir yapıda daha iyi sonuçlar alınabileceğine eminim. Ama siz, yöneticilere de yakışmayan hâllerde çalışanlara baskı, mobbing uygulayıp onları daha önemsiz bir yapıda çalıştırarak sektöre, müşterilere ve çalışanlara zarar verdiğinizi fark edemiyorsunuz. Bu işten kâr ettiğini düşünen sermayedar, kısa bilanço döneminde haklı gibi gözükse de uzun vadede marka değerine zarar verdiğinin umarım farkındadır.
Sevimsiz konularda sevimli yazı yazmak zor oluyor. Birçok yakın arkadaşımın durumunu biliyorum. Her şeyin rakam olduğunu, sıranın onlara hiç gelmeyeceğini düşünecek kadar iyi niyetliler; ya da öyle olmak zorundalar. Sigarayı ve bankayı bırakmamın aynı tarihlere denk gelmesi hiç de tesadüf değil aslında. Banka sermayedarları bile bir gün bankalarını bırakacaklar; bu doğal süreçte siz de doğal olun, yakışmıyor size.
“Raporlu, ona dokunmayın” diyorlar mahalleden bir kardeşimize; raporu varmış. Oturup sohbet edince anlıyorsunuz: raporlu, raporluya dokunmuyor. Sağlıklı günlerde, mesai saatlerinde görüşelim izninizle. Soğuk algınlığım var; her şeyden alınıyorum bu aralar…
Ertugrul SADIKOĞLU
[email protected]






